• Blog
  • About
TomBoy Here, TomBoy There
16/07/2012

Moda dünyası kadınlaşan erkeklere alışmaya çalışırken, biz erkekleşen kadınları gözden kaçırıyor gibiyiz.

Genç bir erkek model, Paris’te Jean Paul Gaultier defilesinin kapanışını yapmış ve günlerce moda dünyasının en çok konuşulan isimlerinden birisi olmuştu. ”Herhangi bir model, herhangi bir defileden sonra günlerce konuşulabilir, ne var ki bunda? ” diye soranlar için işin aslını anlatayım. Henüz 20’li yaşlarına ulaşmamış bu Sırp model, Andrej Pejic, Jean Paul Gaultier İlkbahar 2011 Haute Couture defilesinin – yani bir kadın defilesinin – finalinde gelinlikle podyumda süzülmüştü. Pek çoğu için anlaşılması güç, tartışılmaya açık, biraz da provakatif bir konu olunca, kadınlaşan erkekler bir anda gündeme oturmuştu. Kadınlaşan derken, feminenlikten bahsetmiyorum; bir adım daha ötesi, kadın dergilerinin kapaklarında kadın modellerin yerine çıkabilecek kadar ”kadın” olmaktı Andrej’nin bize sunmaktan hiç çekinmediği. (Eminim dünyanın bir köşesinde ”Andrej’nin yerine o kapakta ben olmalıydım!” diyerek hıçkıra hıçkıra ağlayan genç kızlarımız vardır.)

Erkeklerin kadınlaşması yüzyıllardır çeşitli şekillerde insanoğlunun algısına yerleşmiş bir genetik kod gibiyken – hatta erkek eşcinselliği yanlış bir şekilde ”kadınlaşmak” ile özdeşleştirilmişken – bunun tam tersiyle ilgili ne biliyoruz? Sorumuz belli: Kadınların erkeklerden böylesine rol çalması, bir şekilde erkeklerin egemenliğindeki yaşam stiline ortak olması ne kadar mümkün oldu ya da olabilecek?

Moda dünyasından başladık, yine oradan devam edelim. Son yüzyılda kadınların bu erkek egemen dünyaya karşı bir mesaj niteliğinde geliştirdiği ve farklı anlamlar yüklediği en büyük ortak bilinç, ”tomboy” adı verilen bir çeşit ”erkeksilik” akımı.  Tıpkı erkeklerin kadınlaşmasında olduğu gibi, kadınların erkeksileşmesi de cinsel  eğilim referansları üzerinden tanımlandıkça farklı sonuçlara varabilecek kadar hassas bir konu.  Açıkcası pek çok bilimsel araştırmanın konusu olması ya da çeşitli ruhsal komplekslerle bağdaştırılması bizi hiç ilgilendirmiyor; gelin biz işin moda gezegenindeki yansımalardan dem vuralım.

Katharine Hepburn. Döneminin erkeklerinin rüyalarını süsleyen bol OSCAR’lı bir beyazperde yıldızı. Hollywood gibi sürekli büyüteç altında yaşanan bir çevrede olmanın kendisine sağladığı görünürlük sayesinde, geliştirdiği sıradışı ve bazıları tarafından kuşkuyla karşılanabilecek özgürlükçü tarzı, pek çok kadın için daha farklı bir yaşam deneyiminin kapılarını araladı. Kariyerinin ilk rollerinden itibaren yansıttığı ”kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlar” sayesinde sadece tomboy takipçileri için bir ikon olmakla kalmadı, aynı zamanda ”modern kadın” tanımımızın içini dolduran en önemli isimlerden birisi oldu.

Phoebe Philo. Celine’in dünyaca ünlü, ödüllü baştasarımcısı. Her ne kadar onun tasarım zekasının tomboy akımını tam olarak yansıtıp yansıtmadığı tartışılır olsa da kendisini rahatlığa önem veren, işlevselliği ön planda tutarken eğlenceden ayrılmayan bir stille yansıttığını görünce konu üzerinde çok da düşünmeye gerek yok gibi. Zaten akımın özü de bu değli mi? Körü körüne erkeksilik değil; özgür, maceracı, rahat ve işlevsel bir stilin kadın dünyasında yorumlanmış hali.  (Tomboy takipçilerinin aynı zamanda çok sıkı bir Celine takipçisi olduğunu da söylemeden geçmemek gerekli.)

Emmanuelle Alt. Efsane bir derginin efsane genel yayın yönetmenlerinin ardından emanete sahip çıkmaya çalışan yeni mirasçı. Çoğu zaman dar bir kotun altına geçirdiği topukluları, üzerinde sade bir tişört ve blazer ceketiyle karşınıza çıkabilecek bir tomboy örneği. Belki de bu akımın ”verimlilik” tarafını gözümüze sokabilecek tek kişi. Makyajdan bile uzak duracak kadar erkeksi ancak kadın dünyasının en ”kadın” dergisinin başında güzel işler yapmaya devam edebilecek kadar kadınsı. Dengenin en güzel örneklerinden bir çeşit yeni nesil tomboy temsilcisi.

İsimler, mekanlar ya da yaşanmışlıklar değişse de; zaman içerisinde kadınların erkek dünyasından parçalar çalarak stillerini tamamlıyor olmaları, bu yeni stilin onlarda yarattığı özgürlük ve yenilik heyecanı, bu heyecanın geniş bir kitle tarafından anlaşılır olmamasına rağmen has takipçiler tarafından asla terk edilmemesi hala aynı. Tam da bu yüzden iki üç senede bir tomboy akımına baştan kapılıyoruz, bazen bir smokin ceket, bazen bir çift Oxford ayakkabı, bazen bir fötr şapka ile erkeklik referanslarına maruz kalıyoruz.

Herkesin ağzındaki baklayı tek seferde çıkartayım: özgürlüğüne düşkün ve kalıplarını kırabilen kadınlar görmek erkekler için hem büyük kıskançlık hem de büyük zevk. Bir de göz alıcılıklarından ve kadınlıklarından hiçbir şey kaybetmeden bunları yapabiliyorlarsa, durumumuz tam bir teslimiyet. Biz takipteyiz, erkekler olarak tomboy akımını zaman zaman anlamıyor gibi görünsek de içimizde bir yer sahip çıkıyor bu özgürlük dolu stile.  (Biraz dominatrix bir son oldu.; ancak nasıl ki erkeklerin kadınlaşmasında farklı uçlara dokunabiliyorsak, kadınların erkekleşmesinde de bu uçları gözden kaçırmamak gerek. )

* During my visit to Milan Fashion Week, I observed that tomboy trend is still going on. I think it will be a recurring trend for the rest of our lives. So, for a magazine, I inspected this trend with three names, Katharine Hepburn, Phoebe Philo and Emmanuelle Alt. Sorry guys, this one is Turkish. Love.

Paylaş

  • Facebook'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
  • Twitter üzerinde paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
  • WhatsApp'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
Share

FASHION

You might also like

Londra’dan Trend Notları
24/03/2017
Favori Ayakkabılarım (Erkek Ayakkabı Önerileri)
24/03/2017
Minimalist ve Şık
24/03/2017

2 Comments


dilan
18/07/2012 at 02:48
Reply

ben adrej dolayısıyla konuyu tomboy değil de androjen başlığı altında incelemiştim yazımı okursan çok sevinirim; konuya farklı bir açısı getiriyor
http://dsgallery.blogspot.com/2011/06/androjen.html



Feyza
11/08/2012 at 00:17
Reply

Dergide de okudum son paragraf can alıcı!:)



Bir Cevap Yazın Cevabı iptal et



© Copyright Fashionably Digital Adventures 2020