“Taksiiiii!”
Duruyor amcam, “Vasil Levski!” diyorum. “Madunnah!” diyor bana dişlerini gösterip, “Yes be amca!” diyip atlıyorum. Saat daha 13.30 ve ben çoktan sıradaki yerimi alıyorum. Önümde dün geceyi stadyum önünde geçirmiş bir fan grubu var sadece. Anlayacağınız Golden Circle’ın en önlerindeyim! Beklerken yanıma bizim turla Sofya’ya gelen bir grup Türk geliyor. Beraber çekiyoruz çilemizi, saatlerce. Güneş altında kıpkırmızı oluyorum bir yandan. Aç, neredeyse susuz. Kapılar açılıp da 18.00’da içeri girene kadar o kalabalığın içinde bir şekilde geçiyor zaman. İşin en ilginç kısmı ise pek çok kereler fotoğrafımızın çekilmesi ve hatta Bulgar kanallarına röportaj vermemiz! Evet evet, geliyorlar, başlıyorlar çekime, “Ne hissediyorsun?” dan girip “Ne kadar zamandır bu konser için bekliyorsunuz?” a kadar sorup duruyorlar. TOEFL fatihi bir kişilik olarak tabi ki elimden geldiğince ortalığı toparlıyorum – Yes, I can speak English very well!
Bir anda yine bir kıpırdanma, açılsın kapılar!
Maşallah kontrol diye bir şey yok! Sadece bileti alıyorlar, sahte paraya bakar gibi güneşe tutup geçiriyorlar içeri! – Ya cebimde bi silah olsa, kadına zaten yakın olacağım belli Golden Circle’dayım, patlatıversem beynine? Hiç düşünmemişler, garip.
Koştur koştur içeri girip buluyorum bizimkileri. Önden ikinci sıradayız, runway’in ortasına doğru. Sonradan anlayacağız ne kadar muhteşem bir noktada durduğumuzu.
Beklerken Madonna’nın menajeri Guy Oseary çıkıyor piyasaya. Her konserde Golden Circle’dan ilginç kareler yakalamayı seven Guy’ı çağırıyorum yanıma – buradaki vurgu çok şahane yalnız, adamı ayağıma çağırıyorum! Türkiye’den geldiğimizi falan söylüyorum, o da “Yaa siz de mi?” diyor. Lanet olsun benden önce konuşan Türkler olmuş! Anyways. Kendisiyle fotoğraf çektirip onu kendi macerasına yolluyorum.
Sonrasında Antboogie geliyor, böyle esmer kavruk bir dancer kendisi. Bize kartpostal gibi bir şey dağıtıyor, üzerinde kendi resmi falan var.. Pek sallamıyoruz aslında ama bir anda herkes yığılıveriyor ortama; yerimiz, düzenimiz dağılıyor azıcık.
Bekleyişimiz neredeyse iki saati bulduğunda Paul Oakenfold çıkıyor sahneye.
Açıkcası çok çok iyi bulduğumu söyleyemem. Bir saate yakın süren performansının doruk noktası tabi ki yeni Madonna hit’i Celebration oluyor. Bana hiç bitmeyecekmiş gibi gelen o uzuuuuun aranjede Maddy’nin dansçıları sahnede eğleniyor bol bol.
İşte tam konserin başlama anı!
Heyecan dorukta.
Sahnedeki flatler yer değiştiriyor, her şey majesteleri için hazırlanıyor.
Bum! Teknik arıza!
Hayatımda beni en çok kıvrandıran, canımı sıkan, “Ne olur düzelsin lan?!!” dediğim şey gerçekleşiyor.
to be continued…




2 Comments
Ahaahah =D
Sonradan bu eski yazıları okumak kadar keyifli bişi olamaz!
Mwha, evet, eski yazılarda ne cevherler var sorma 🙂