Tag Archives: yemek

Spring Awakening

Baharı görmeden yaz geldi geçti olmasın diye, şu ‘bahar heyecanı’ denen naneyi birazcık yaşayalım lütfen! Tam da Can Yücel’in dediği gibi, Bahar Noktası tadında..

BONOBO canlı performansını sürdüredursun, biz hiç görmediğimiz insanlarla göz teması kuralım, tanışalım, uzaktan uzağa anlaşalım. Radio adidas Originals bahane olsun, ‘bunlar Istanbul’da mı yaşıyor?’ diye sormamıza neden olacak yeni yüzlerle karşılaşalım. Sonrasında da radyomuzu açıp o geceyi tekrar tekrar yaşayalım..

Dans etmek sadece bedeni yormaz, kafa da dalgalanır. Eh madem öyle, 20 Haziran’a kadar Galata’daki No : 9 sergisine uğrayalım, kafayı rahata alalım. Nerede? Nasıl? gibi soruların varsa buradan yanıtlarına ulaş bakalım.

Yeni mekanlar keşfedelim. Sıraselviler’de takılmak için bir neden daha üretelim. dada‘nın ufak ve güzel bahçesinde bir şeyler içip S14‘e dans etmeye girelim. Birbirinin içinde, iki yeni mekan, öğrenelim.

Basic t-shirt diyince Türkiye’de akla ilk gelenlerden olan tru. ‘nun yeni cicilerini görelim. Sadece t-shirt değil elbette, bu çanta gibi ‘akıllı, bilinçli, kültürlü’ çantaları da sepete ekleyelim.

Yaz geldi malum, biraz daha yazlık tatlarla kendimizi neşelendirelim. Başlangıç olarak The House Cafe’nin Yaz Çorbası, ardından Salomanje’nin Sezar Salatası, tatlı için tabi ki Den Cafe’deki Çiftlik Dondurması! (Ankara’yı özlemek? Evet!)

Karnımız doydu, eğlencemiz tamam. Ama kalabalıklara karışmak ister insan. ChillOut gibi nefes aldıran etkinliklere gidelim. Bak artık şu +24 de kalktı nasılsa! StyleBoom gibi giyinelim, süslenelim, bol bol poz verelim! Hatta dur, ilk hedef Freshtival!  Hala Freshtival sürprizimi duymadıysan da seni buraya alalım!

 

*Spring is nearly over! So we should enjoy every little moment of it right NOW! Concerts, exhibitions, some trendy food and some new fashion pieces all around! And one more thing, Freshtival! I will be live blogging all day long from Freshtival this year and you can find the photos here!

Reset Atma Çabaları

Harbiye – Beşiktaş minibüs durağı. Aslında gitmeye yarayan minibüs durağında,  bu ‘mola’ çok anlamlı geldi göze kulağa. Madem öyle, son bir kaç günde yapılan ufak zevk kaçamaklarından bahsedeyim dedim.

Enstitü, doğum günü yemeği. Evet evet, bir çeşit kendini şımartma seansı. Ne yapayım, insan kaç kez doğum günü kutluyor şu hayatta? Hem de böyle tablo gibi bir sofrada..

Parantez Bistro, Maroon 5 konseri öncesi. Hava soğuyor sanki. Biz daha yemek keyfindeyken takip ediyoruz konser öncesinde olan biteni.. Ama o gece Maroon 5 konseri kadar önemli olan diğer şey Parantez’in muhteşem şinitzeli..

Nişantaşı Blender, Tucker elbiseler. Desenler inanılmaz, renkler başka boyuttan kaçıp gelmiş, bütüne bakınca en akılda kalıcı işler sanki.. Tabi ki 4 kat dolusu hayal gücünün yanı sıra..

Kumpanya 62 keşifleri. Sirk, kuklalar, rengarenk oyuncaklar. Tabi ki asıl olay bol bol tasarım. Kendi ağızlarından çıkan şekliyle, bir tasarım sahnesi..

Keşfetmek güzel.. Kaybolmak güzel.. Şehirde yaşamak, başka şehirlere göz kırpmak, yaratıcı insanlar görmek güzel.. Kafayı çokça doldurduğunda, projeden projeye koşturduğunda, bir durup reset atmak, bir durup nefes almak, güzel..

KorayCaner Go Mongo’da Mutfakta!

Yemek kültürüne ne kadar düşkün olduğum, başımın sık sık fazla kilolarla derde girmesinden belli aslında. Aaah ah, ben de isterim şöyle “5 kilo almam lazım, alamıyorum.” diyenlerden olabilmeyi. Ancak benim klasmanım “Su içsem yarıyor.” olduğu için, yemek deneyimlerine olan eğilimim, kötü sonuçlara yol açabiliyor.

Yemeğin de modası olur mu diye sorarsanız, elbette var! Bir mekanın bilinirliği, yemeklerin yeniliklerle süslenmesi, mekana giderken “Ne giyeceğim?” diye düşündürtebilmesi gibi pek çok etken, bir mekanı “in” ya da “out” yababiliyor bir anda. Yıllardır işin “yeme” tarafında olup bu “yemek modası” dediğim olguyu anlamaya çalışan bendeniz, bu sefer işin mutfağına girdim. Hem de bu konuda Türkiye’deki en iddialı mekanlardan biri olan Go Mongo’da!

Bu eğlenceli mutfak baskınının fikir annesi, Brandroom adlı blogun sahibi Seda. Benim gibi “hamarat” geçinen bir adama, hem de Go Mongo gibi sevdiğim lezzetlerle dolu bir mekanın mutfağına girmesi fikri sunulur da hayır diyebilir miyim? Seda ile birlikte attık kendimizi mutfağa, ciddiyetle giriştik, bol bol eğlendik ve tabi şahane lezzetlerle tanıştık.

Ben galiba “biraz” fazla ciddiye aldım bu işi..

Pişirirken şefimizden büyük destek aldık.

Sağolsun, biraz fazla kızarttığım etler için azarlamadı beni!

Bu arada, şeffaf eldivenlerimle ne kadar “stylish” olduğumun altını çizmem gerek!

Soldaki Seda’nın, sağdaki ise benim maharetim!

Sıra geldi Moğol barbeküsüne.. Çeşit çeşit et, sebze ve baharat bir arada..

Sosları da kattık mı..

Kişiye özel yemeklerimiz hazır!

Go Mongo’nun iki spesiyali, yanında Moğol barbeküsünün kişiselleştirilmiş tatları ile..

Gördüğünüz gibi bir kaç saat içerisinde birbirinden güzel -ve tam benlik!- yemekleri hazırlayıp bu anları ölümsüzleştirdik. Eh, paylaşımcı olmak lazım, değil mi? Öyle “Biz yedik, siz bakın!” demekle olmaz. Go Mongo tarafından özel lezzetler seçilerek hazırlanacak çift kişilik bir yemek, bu yazıda aklı kalanlardan birinin olacak.

Yukarıda görmüş olduğunuz muh-te-şem tatlının adını 4 Şubat Cuma, saat 20:00′a kadar bu yazının altına yazın, Go Mongo Suadiye veya Go Mongo Meydan AVM’de 13 Şubat 2010′a kadar geçerli olmak üzere çift kişilik muhteşem bir yemek kazanın. Soru zor mu? Bence değil! Hele de Go Mongo menüsü bir tık uzağınızdayken! [Yorumlar yarışma bittiğinde onaylanacak, doğru cevabı yazanlar arasından Random.org ile yapacağım çekiliş sonucu bir kişi bu ödülü kazanacak.]

Ve kazanan belli oldu! Mısra Seven, tebrikler! Bana iletişim bilgilerini içeren bir mail göndermeni bekliyorum!

Vallahi bilmiyorum, fotoğraflara baktıkça önlüğün ne kadar yakıştığını düşündüm, tevazu gösteremeyeceğim. Bir yemek hikayesinde bile moda ve stil aramaya kalkmak, tam da benim yapabileceğim türden bir işti herhalde!

Tabi ortaya attığı fikir ile Seda, çektiği süper fotoğraflar ile Sebla Tanık ve leziz yemekleri ile Go Mongo sayesinde! Teşekkürler! :)

KorayCaner ile İspanyol Rüyası

Kimin aklına gelirdi, bir gün ben ortaya çıkıp “Hadi hepinizi çok güzel bir akşam geçirmeye davet ediyorum, doğum günüm falan değil, önemli bir şeyi de kutlamıyoruz, maksat hep birlikte olmak, yeni bir mekan ve yeni tatlar denemek!” dediğimde, bu kadar güzel bir kalabalığın “Evet, geliyoruz!” diyeceği?

Haşa, asla organizatör olmak gibi bir derdim yok. Ancak güzel bir geceye ev sahipliği yapabilmek adına çok çalıştım diyebiliriz. Zaten şanslıyım,  Asmalımescit’in en sıkı İspanyol’u Torro Tapas Lounge, benden de şahane bir ev sahibi idi.

Kadehler hatta sürahiler dolusu sangria, tadına doyulmayan çeşit çeşit tapas, spesiyal paella ve Foursquare ile check-in yapanlara özel sürpriz tatlılarımız sayesinde, bitmesini istemeyeceğim bir İspanyol rüyasına daldık hep birlikte.

KorayCaner’in dünyasında bir şekilde yer alan pek çok farklı alandan farklı yüzlerin katılıp renk kattığı bu güzel buluşmamız, benim için hem heyecan (ve tabi biraz da korku) dolu bir ilk, hem de “Vay be, bunu da yapabiliyormuşum?!” diyebileceğim güzel bir deneyim oldu.  Pek çok farklı insan derken, sanırım burada isim isim yazıp teşekkür etmem gerekiyordu, ancak nasıl olup da bu güzel kalabalığı tek tek ayırıp  teşekkür edebileceğimi bilemedim, affedin! :)

Aşağıdaki “film gibi” kareler, kaçıranlara tadımlık bir armağan olsun. Tadımlık demişken,  sizler de Asmalımescit Jurnal Sokak’taki bu muhteşem mekanı; birbirinden güzel İspanyol mezelerini, yemeklerini, içkilerini denemeyi unutmayın. Bağımlılık garantisi veriyorum, haberiniz olsun!

Londra Rüyası

Herkesin bir rüyası var eminim. Sadece bir mi? Eminim çok daha fazlası.

Benimki de nedense Londra, Londra’yla ilgili akla gelebilecek her şey!

Bundan yıllar önce gittiğimde sadece bir kaç saat kalabilmiştim Londra’da, ama bu sefer, 4 güne sığdırmaya çalıştım heveslerimi. Hani mümkün değil ya böyle bir şehri 4 günde alt üst etmek, “mış gibi” yaptım, oradan oraya kaçtım.

Sokaklar, Mağazalar..

Süslü vitrinlere daldım, Oxford St ve Regent st boyunca yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm.. Büyük mağazalar ( SELFRIDGES! ), küçük mağazalar, adım başı aynı mağazalar ( H&M! ) , her biri birbirinden farklı mağazalar ( All Saints! ) derken, iki sokakta koskoca dünyayı yiyip bitirdiğimi fark ettim..

Yemek, Yemek, Yemek!

Yiyip bitirmek derken, her türlü zevkin uçuştuğu Londra’da denk gele gele bir vejeteryan restoranına denk geldim! Hiç farkında olmadan yaptığım bu seçimden o kadar memnun kaldım ki, kadın yaklaşıp fotoğraf ekmek için yalvardım.

Meyveli tiramisu’dan çeşit çeşit salatalara kadar, Akdeniz mutfağından da bolca esinlenen bu “sebze meyve cenneti” restoranın adı Tibits , olur da bir gün Londra’da farklı ve lezzetli bir mekan denemek isterseniz, aklınızda bulunsun.

Tabi ki sadece sebze meyve ile geçmezdi bu kaçamak tatil, daha da bilinmedik tatlar denemek gerekti. Şahsen ben uzak doğu mutfağına aşina olan ve evinde bile çubukla yemek yiyebilen birisi olarak, beni şaşırtacak bir şey beklemiyordum. Ancak tahmin edersiniz ki yanıldım! Sichuan bölgesine has yemeklerle bizi şaşırtan mekanın adı Bashan. Soho’da çok da dikkat çekmeyen bir restoran olmasına rağmen sadece 2 saatlk rezervasyon alabiliyorsunuz, inanılmaz!

Masaya gelen yiyecekler arasında sığır, kuzu, tavuk, ördek etleri ve balık çeşitleri vardı, gerisini siz düşünün! Bir ara masada dolanan “domuz kokoreç” ise artık sınırın ne kadar zorlandığını gösterir gibiydi.

Sonsuza Kadar Moda!

Londra’da bahsetmem gereken en önemli şey ise moda dünyasına yaptığım ani dalışlar oldu. Şöyle ki, bir köşeyi dönüp “London College of Fashion” tabelasını görmek, bir anda Selfridges önünde vitrinlere yapışıp kalmak, her mağazaya hayranlıkla girip çıkmak, kitapçılarda bile yüzlerce moda temalı kitap bulmak, beni sersemleştirdi!

Sokaklarında binlerce farkı rengin yaşandığı bu yaşlı şehir, pek çok yeni kafanın da ev sahibi aslında. Düşünmeden edemedim, bunca “elektronik” kafaya rağmen hala cilt cilt basılan bu kitaplar, nasıl bir duruş sergiliyor sürekli ilerleyen hayata.

Her şeyin kitabının basıldığı bu ülkede, elime geçeni fotoğraflayıp saklamak istedim, kendilerini alamasam da. Zaten McQueen’i görüp de “Genius of a Generation” diye okuyunca, ironik oldu bu “isteyip de sahip olamama” hali.

Sonunda..

Sonsuza kadar moda demiş olsam da her şeyin bir sonu var aslında. Ben de 4 günlük kısa kaçamağı görüp özümesemek, anlamak, dinlemek, dinlenmek, yorulmak ve daha da fazlasını hayal etmekle geçirdim, bitirdim.

Burada gördüklerinizden çok daha fazlasını da anlatırım aslında, nasıl olsa konu, koskocaman bir rüya.. Londra..

BReAD’s ile “iyi ye, iyi yaşa”

Yaşamdan tat almak için benimle birlikte ufak bir kaçamak yapmaya ne dersiniz? Ataköy’de, Caddebostan’da, Cihangir’de, Kavacık’ta, Tarabya’da ya da aklına gelen her neresi olursa.. Hadi gelin bu ilk seferin hatrına sizi Arnavutköy sahilde ağırlayayım, birlikte bir Türk Kahvesi içelim.

Allah aşkına sokun o cüzdanı cebinize, bu sefer kahveler benden. Ne? Bu kadar okuyucuya kahve ısmarlamak hem de bunu Arnavutköy sahilde boğaz keyfi eşliğinde yapmak kaça mı patlar bana? Merak etmeyin canım, BReAD’s burası, Türk Kahvesi sadece ve sadece 1 TL!

Şaka gibi geliyor değil mi? Ama buna inanın ey misafirler! Yeni restoran zinciri BReAD’s geldi, “aman güzel yemek yapıyorlar ama çok pahalılar” demeçleriniz yerin dibini boyladı.

Sizleri bugün ağırladığım BReAD’s , sektöre hızlı bir giriş yapan, zengin menüsü, hızlı servisi ve uygun fiyatlarıyla dikkat çeken yepyeni bir restoran zinciri. BReAD’s şimdilik 15 şubesiyle hizmet veriyor ancak bu sayı Temmuz sonunda 30 civarına ulaşacak, yıl sonunda 70 kadar BReAD’s şubesine ulaşmış olacak. Tabi ki sadece İstanbul’da değil, yakın zamanda Ankara ve İzmir de BReAD’s ile tanışacak.

Peki BReAD’s bize neler sunuyor?

Sadece gözümüzü doyuran değil, vücudumuzun da ihtiyacı olan, bizi tam anlamıyla doyuran kaliteli ve sağlıklı yiyecekleri, hiç tahmin etmeyeceğiniz fiyatlarda sunan BReAD’s , 70′den fazla lezzeti menüsünde barındırıyor. BReAD’s şubeleri, kendi üretimleri olan tahıllı, panini ve ciabatta ekmeklerle hazırlanmış soğuk ve sıcak sandviçler, birbirinden farklı soslarla lezzetlendirilmiş makarna çeşitleri, pizzadan mantıya, kahveden cupcake’e kadar pek çok lezzetiyle karşınızda!

Bu lezzetlere hemen yumulmak da mümkün kapıp eve götürmek de. Diyet yapıyorsanız, spor öncesi atıştırıyorsanız, öğrenciyseniz, sizin için hazırlanan Beslenme Çantaları’na göz atmanız gerek.

Ha eğer “Evime gelsin!” diyorsanız da, buradan sipariş vermeniz mümkün!

Size gerçeği açıklayayım, size kahve ısmarlamadan önce ben bir tur gezip test ettim BReAD’s lezzetlerini. Izgara levrek sandviç, fusilli pesto ve mini köfteli penne gibi sıcak lezzetlerden tattım, dağ meyveli muffin ve rengarenk macaron’lar arasında kendimi kaybettim, en sonunda da mis gibi taze demli yasemin çayı ile kendime geldim. Bu fiyatların, bu lezzetlerin nasıl mümkün olabildiğini bizzat BReAD’s projesinin yaratıcısı Istanbul Gourmet Group CEO‘su Başar Ermiş‘in ağzından dinledim.

Şimdi eğer siz bu ufak kaçamağımızdan memnun kaldıysanız BReAD’s hakkında daha fazla bilgi almak için BReAD’s Web Sayfası‘na bir göz atın. Sonrasında da ilk fırsatta bir BReAD’s şubesinde bu güzel lezzetlerle keyfinize bakın.

Moda Tutkunlarına Fast-Food, McFancy!

TheCoolHuner.net yaratıcı bir pazarlama, dizayn ve mimari portalı; ve 2010 yılında karşımıza Access Agency isimli bir ajansla, iddialı işler yapmak için çıkmaya hazırlanıyor.

Bu işlerden henüz iş verenin haberi var mı bilmiyorum, ancak McDonald’s için hayli ilginç bir konsept çalışma hazırlamışlar.

Temel olarak konumuz, sevdikleri ünlü markalardan ayrılmak istemeyen kitleye yönelik bir McDonald’s yaratmak – ki buna McFancy adını vermişler.

McFancy’ler moda haftalarında, ihtiyaca yönelik hazırlanacak özel McDonald’s şubeleri gibi düşünülmüş. Smokinli garsonlar, gümüş yemek takımları, VIP yemek odaları gibi anti-McDonald’s özellikleriyle dikkat çekiyor.

Konsept tasarımdaki şu görsellere bakacak olursak lovemark’larına sahip çıkan kitleyi fazlasıyla memnun edecek eğer gerçekleşirse.

mcfancy1

mcfancy2

mcfancy3

mcfancy4

Ortaya çıkan işlerin göz doyuruyor olması bile yeterli! Bakalım bu tür bir iddiaya McDonald’s sıcak bakacak mı?

Benim kişisel fikrim, bu menüleri sadece görsel olarak değil de içerikleri itibariyle de markalara uyumlu halde hazırlamanın daha iyi olacağı yönünde.

Örneğin McGucci, McPaulSmith gibi farklı burgerler, menülerde farklı kombinasyonlarla hazırlanırsa işte o zaman tadından yenmez.

Bana bir McChanel ver, No:5 olsun!

Yılbaşı Hikayesi

Ben bir yılı bitirip diğerine girerken buradan kimseye bulaşmadım, zira az sonra göreceğiniz üzere, fena halde yoğunluklar içerisindeydim.. Evde olmama rağmen!

Madem evdeyiz yılbaşında, o zaman evi biraz hareketlendirelim dedik Koray ve Caner olarak.. Hop! Tchibo’dan çok güzel kurabiye kalıpları ve kağıt tutacakları aldım, yeni yıla özel.. Çok tatlılar ama, değil mi?

Tchibo

*Ama o kurabiye kalıpları konusunda büyük sıkıntılar yaşadığımı belirtmek isterim. İçinden çıkan tarif bir türlü tutmuyor, siz kendi tarifinize uyun, uyarayım.

Ardından, hop! Sevil’e dalıp sempatik bir satış danışmanı eşliğinde kendimden geçtim! Ben “Annem, babam ve kız kardeşim için almak istiyorum.” dedikçe bana Hermès ve Prada erkek setlerini gösterip durdu, alacağı olsun. En sonunda almam gerekenleri alıp kendimi kurtardım.

yılbasi1

J’adore, Ricci Ricci ve Tous; anne, kız kardeş ve baba için alınabilecek en güzel kokulardan, test ettim, onayladım, aklınızda bulunsun. Hele ki Ricci Ricci bir harika kokuyor..

Tabi planım bu hediyeleri, diğer aldıklarımla birlikte bir yılbaşı ağacının altına koymak.. Ama ağaç yok?!

Hop! Koçtaş’a girdim, ağaç ve yılbaşı süsleri için ışıltılı rafların arasına daldım. Farklı çeşitlerde çok sayıda süsün arasında neredeyse 1 saat harcadım ama sonucun güzel olduğunu düşünüyorum..

yılbası2

Yılbaşı için alınan bütün hediyeler, özenle hazırladığım ağacın altına diziliverdi ve 2010′un ilk dakikalarında sahiplerini buldu haliyle.

Gelelim bu janjanlı hikayenin yorucu kısımlarına..

Yılbaşından önceki gece kurabiye yapmaya çalışmak ve yapamamak, yılın son günü başka bir kurabiye için uğraşmak ve yine başarısız olmak, bir günü alışverişte el kol dolu geçirmek, diğer günü mutfakta harıl harıl akşam için hazırlık yaparak geçirmek, akşam olduğunda artık neredeyse uyuklayacak hale gelmek, ama yine de saçma bi şekilde saatin 12′yi vurmasını beklemek, neden yılbaşının kutlandığını kavramaya çalışmak..

Ha tabi bir de herkesin sorduğu soruyu duyup bir kere de kendi kendine sormak.

E ne değişti?

Bilakis, Makarna!

Bilakis..

Hani böyle herhangi bir AVM’de gezerken yemek yeme moduna girdiğimde aklıma ilk gelenlerden birisi..

Makarna ve salata yapıyorlar..  ( Barilla kullanıyorlar, tabi ki dikkat ettim!)

Bilakis

Hizmet kalitesi şubeden şubeye değişebilse de genel olarak makarna yemeyi özlediğimde uğramaktan hiç çekinmiyorum Bilakis’e.. Sağolsunlar böyle şunu koymayın bunu koyun diye giriştiğim her “istek krizi” sırasında çok anlayışlı karşılıyorlar beni.

Bugün de Ankara gezimin bilmem kaçıncı gününde CEPA AVM’deki Bilakis’e uğradım.

Servis tepsisi içerisine yerleştirilen kağıtta yazılanlar bir hayli ilgimi çekti, sizi Bilakis’le baş başa bırakayım, ilk fırsatta gidip deneyiniz..

MAKARNA HAKKINDA MERAK ETTİĞİNİZ AMA SORMAYA GEREK DUYMADIĞINIZ HER ŞEY:

Makarna’nın gayri resmi tarihi nedir?

Ülkemizde özellikle üniversite öğrencisi, bekar, yemek yapmasını bilmeyen ev hanımları tarafından yıllardır tüketilen makarna kavramı Bilakis ile farklı bir boyut kazanmıştır. Bilakis’in birbirinden seçkin tarifleri ile makarna artık bir “geçiştirici” yemek olmaktan çıkmış, yerken zevk alınacak eşsiz bir lezzet haline gelmiştir.

Bilakis’te makarna yemenin bir zararı var mıdır?

Bilakis’e gelip makarna siparişi istediğinizde enfes bir makarna kısa bir sürede karşınızda olur. Eğer bu lezzet kalitesine çok alışırsanız gittiğiniz her restoranda ya da her misafirlikte aynısını beklersiniz ve bulamadığınız zaman da çok üzülürsünüz.

Makarna Bağımlılığı diye bir şey var mıdır?

Bilakis’te makarna yemek bir süre sonra bağımlılık yapabilir. Bu duruma düşen kişilerde gece uykusu sırasında “Bilakis, Bilakis” diye sayıklamalar, canı çektiği için işe konsantre olamama durumu ya da bir oturuşta on iki tabaktan daha fazla Bilakis makarnası yeme isteği görülebilir. Bu kişilerin normale dönmesi için onlara Bilakis çorbaları ve Bilakis salataları ısmarlayarak dikkatini makarnadan uzaklaştırmak yeterli olacaktır.

Makarna ve diyet bir arada olabilir mi?

Makarna ve diyet sanılanın aksine çok uyumlu bir ikilidir. Eğer diyet yapıyorsanız Bilakis uzmanlığı ile hazırlanmış diyetinize uygun bir makarna mutlaka vardır. Diyetin aç kalmak anlamına gelmediği yemeklerde buluşmak üzere.

Fransızlar makarna lezzetine neden Fransız kalmıştır?

Kurbağa bacaklı makarna, makarna bürüle, kırmızı şaraplı makarna.. İsmi bile kulağa bir tuhaf geliyor.. Bunun bir de fransızcasını düşünün, iyice tuhaf.. İşte Fransa’da çok makarna tüketilmemesinin sebebi..

En pratik makarna tarifi nedir?

Bilakis’in yakınlarında oturuyor veya çalışıyorsunuz ve canınız bir anda çok lezzetli bir makarna çekti. Ve çok az vaktiniz var. O zaman hemen Bilakis’e gelin, canınızın çektiği makarnayı en nefis hali ile ve en hızlı şekilde yiyin.