Tag Archives: tasarım

Getting Ready For IFW: Jale Hürdoğan

Geçtiğimiz moda haftasında ilk defa tanışma şansı bulup sonrasında da emek emek kurduğu renkli dünyasına yavaş yavaş adım attığım bir isim, Jale Hürdoğan açtı kapıyı bu defa. Istanbul Fashion Week öncesi bir anda ortaya attığım bu merak dolu gezintilerin sonuncusunu onunla gerçekleştirdim pek çok anıyla süslü markası Janucha’da.

Her ne kadar yeni sezon parçalarının pek çoğu askıda hazır halde bekliyor olsa bile Jale’nin heyecanını tarif etmek mümkün değil. Sanırım O da podyumda son adım atılana kadar heyecanını yüzüne yansıtanlardan.

Gelir gelmez bir hevesle dalıyoruz atölyeye, duvarlarda asılı ilham panoları arasından yolumuzu bulup odasında çizimlerine, kumaşlarına, müziğine ve konseptine kadar uzanan bir sohbete koyuluyoruz.

Jale Hürdoğan, önümüzdeki günlerde gerçekleşecek Istanbul Fashion Week’te bize ‘Kendini Damgalamak’ üzerine bir şeyler anlatacak. Başkalarının bizim için hazırladığı etiketler, damgalar yerine kendi içimizde kendimize biçtiğimiz renkleri, desenleri dışavurmak üzerine rengarenk bir şov ile paylaşacak aklındakileri. ‘Bu da nereden çıktı?’ demeyin, cevap çok uzaklarda değil.

Jale’nin markası olan Janucha’nın sembolü artık kendisiyle bütünleşmiş. Bu dövme macerasının insanı özgürleştirdiğini söylüyor Jale, hayatına büyük bir anlam kattığını ekliyor. Kendinden yola çıkarak dışa yansıyan bir damga, koleksiyonun da ana fikri gibi aslında.  Bu kadın, diğer kadınlara da bu özgürleşme hissini yansıtmak istiyor.

Bu özgürlük, damgalarda hayat bulan desenlerle olabileceği gibi renklerle de mümkün kılınıyor. Atölyede bitmiş halde bekleyen şu elbiselere bir baksanıza? Hepsi rengarenk! En düz görünen elbisede bile çılgın bir detay yakalıyor beni, ufak sürprizlerle şaşırtıyor elbiseler göreni.

Nar çiçeği, hardal, petrol mavisi; hem doğal hem yaz kokuyor bu renkler yanyana. Ben bu renklerle alt üst olan bir kaç parçayı şimdiden aklıma kazıdım bile! Hele bir de podyumda ne şekilde duracağını düşününce..

Made öyle, podyuma bakalım biraz. Defile için düşündüğü iki şarkı da ‘catwalk’ için biçilmiş kaftan! Fonda şarkılar çalarken emeği geçen diğer isimleri sayıyor bana. Styling işi Özgür Mete‘ye, koreografi ise Uğurkan Erez‘e emanet. Bu koleksiyona en uygun ayakkabıları kimin yapacağı sorusuna cevap ise Pınar Arkun olmuş. Bir de yeni sezon fotoğraf çekimi var ki, Hakan Adil‘in elinden çıkma, tadımlık bir kare de herkesten önce burada!

Jale’nin hazırlıkları tam gaz sürüyor. Heyecan hiç olmadığı kadar fazla. Ancak bu heyecanı yatıştıracak çok güzel bir ekibi, hayal dünyasını birebir yansıtan çok güzel bir çalışma alanı ve ona her zaman destek olan dostları var. Bu da onun en büyük şansı bence. 7 Eylül Çarşamba günü saat 16:00′da Karma Defile 1‘de karşımıza çıkacak olan Jale Hürdoğan tasarımları için geri sayıma başlayalım artık..

- Jale Hürdoğan’a ve Janucha ekibine çok teşekkürler…

* Jale Hurdogan is one of the designers whose imagination comes from a colorful past full of fancy memoirs. Her workshop is like a world full of imagination, sensitivity and laughter. For the upcoming Istanbul Fashion Week, Jale will set women free with her new collection, ‘Stigmatization’. The delicate idea behind this concept is: ‘You should reflect yourself with customized stamps of your own, not with other people’s thoughts.’ She has ‘stamped’ herself with her brand Janucha’s sign as an example, which she explains as ‘emancipating’ This collection will give us lots of colours and emotions at once! While she is telling me more about the designs, the songs of the catwalk is playing on the background , which I totally loved ! 

This year, we will have the chance to see Jale’s designs in Designers Mix – 1 on 7/9/11 @ 16:00 . 

- Thanks to Jale Erdogan and Janucha crew.

 

Getting Ready For IFW: Lug Von Siga

Daha önce defilelerini izlemiş, pek çok yerde de karşılaşmıştım Gül Ağış ile. Ancak moda üzerine derin derin sohbet edebilmemiz bugüne kısmetmiş. Istanbul Fashion Week yaklaşırken onun da kapısını çalıyorum; ilk defa girdiğim Lug Von Siga atölyesinde çizimlerine göz atıp konsepti üzerine kafa patlatıyorum.

Herkeste olduğu gibi burada da koşuşturmalar hızlanmış durumda. Daha sohbete başlar başlamaz ‘Çılgınlık bu bizimkisi!’ diyor gülerek. Bu kadar kısa zaman kala bütün tasarımcıların hala dikiş nakış peşinde olması, hala pek çok şeyin son dakikaya kalıyor olması onu da diğer tasarımcılar gibi biraz şaşırtıyor. Haklı aslında, dışarıdaki moda haftalarına göre bir parça daha ‘son dakikaya yakın’ işliyor bizim işler.

Tabi Gül’ün önünde sadece Istanbul Fashion Week hazırlıkları yok. IFW’den hemen önce gerçekleşecek olan Who’s Next? fuarında yer alacak olan Lug Von Siga markası için de gece gündüz çalışmak zorunda. Ben orada bir kaç fotoğraf çekerken kadraja giren vitamin kutuları da zaten bunun ispatı gibi. Çok çalışmak gerek, değil mi? :)

Hem ilk defa adım attığım atölyesini geziyorum, hem eski koleksiyonlara tekrar bakıyorum, hem de ilk kez fırsat bulduğumuz sohbetle moda dünyasının derinlerine dalıyorum. Lug Von Siga markasının bugüne kadar kat ettiği yolu, kendisinin yurtdışındaki maceralarını ilk ağızdan dinliyorum.

Tabi ki en çok merak ettiğim şey, önümüzdeki ay Istanbul Fashion Week’te bizimle buluşacak olan koleksiyonu. Bugüne kadar hep birbirinden farklı eksenlerdeki isimleri yanyana getirmişti Gül, acaba bu defa kimi kiminle bağlıyor, merak etmemek elde değil. Ben daha çok meraklanmadan o patlatıyor bombayı.

Lug Von Siga, Istanbul Fashion Week’te ‘Hammam Decadance’ konseptiyle karşımıza çıkacak, hem de adına yakışır bir şekilde, Tarihi Galatasaray Hamamı’nda! Düşünebiliyor musunuz? Hamamda bir defile! Ben daha bunları yazarken terledim bile!

 

Gül’ün önünde ona bu hamam konusuyla ilgili ilham verenlerden bir parça yığılı. Kate Moss’un Mert + Marcus şaheseri hamam günlükleri, art deco, Türkiye’den halk giysileri, yıllar öncesinden çıkıp gelen kıyafetler.. Sayfaları çevirip ilham kaynaklarını paylaşıyor tek tek, bunların yansımalarının nasıl olacağını düşündürerek..

Çizimler kağıt üzerinde mekanik dursa da kumaşa tele bürününce nasıl hareketleneceği, farklılaşacağı belli. Hele bir de işin içine hamam oryantalizmi girdiğinde, hiç bir kadının ya da tasarımın ‘mekanik’ duramayacağına bahse girerim. Hamam dedikçe ben terliyorum, Gül anlattıkça onun yerine  ben geriliyorum. ‘Ya modeller ıslanırlarsa, ayakları kayarsa?’ , ‘Çok sıcak olur mu acaba?’ , ‘Kaç kişi alacak o mekan?’ diye soruyorum, sorularımla hem tekrar tekrar düşünüyor hem de kendinden ve ekibinden emin bir şekilde hepsinin halledileceğini söylüyor. Unutmadan ekliyor, bu defilede Gül’ün yanında Hakan Öztürk (styling) , Tamer Yılmaz (fotoğraf) ve Zeynep Arkök (koreografi) gibi isimleri görecekmişiz, tabi makyajlarda da yine MAC’in uzman dokunuşlarıyla. [bunu laf arasında öğrendim ama bizim uçuk MAC sanatçıları, ki kendilerini çok severim, Gül'ün makyajlarını daha bir severlermiş, hiç bir zaman klasik olmayıp hep farklılıklara yürüdüğü için]

 

Ekip belki hazırlanırken terleyecek ama olsun, bütün bunlar bizlere farklı ve yaratıcı bir deneyim sunabilmek, Hammam Decadance için Gül’ün dediği gibi ‘kendimizle başbaşa kalabileceğimiz, arınabileceğimiz, bir çeşit meditasyon yapabileceğimiz’ bir ortam yaratabilmek için.

9 Eylül 2011 Cuma günü saat 17:30′da çok özel bir grup davetliyle hamama gireceğiz. Ben sizlere günün sabahında kulisten bir kaç kaçamak fotoğraf paylaşmaya çalışacağım, şimdiden söyleyeyim. Hem şöyle bi göbek taşına çıkıp da poz vermeden çıkılmaz zaten oradan, değil mi?  :)

- Sevgili Gül Ağış’a ve L’appart Istanbul ekibine çok teşekkürler.

* We have seen each other a lot but this is the first time that we have the opportunity to chat this long! Gul Agis, the founder of Lug Von Siga, accepts me to her office and tells me about her now collection for upcoming Istanbul Fashion Week. I do not question the vitamin pills around since this much work can not be done otherwise! :P  

Lug Von Siga is coming with the collection ‘Hammam Decadance’ in which we will see art deco, authentic Turkish local pieces and some other influences. She manages to gather pieces from different sides of the perception and transforms these in a single, unique portion of fashion! This time, we will be seeing the pieces in an exquisite fashion show in Historical Galatasaray Hammam. Yeah, u ready for some orientalist pieces constructed in a very modern way? We will see Hammam Decadance on 9/9/2011 at 17:30 and I will be sharing some backstage photos beforehand. Keep looking for my IFW posts ;)

Thanks a lot to Gul Agis and L’appart Istanbul team.

Getting Ready For IFW: DKAPROL

Taa Mart başından beri ara ara karşılaştığımızda ‘Çok güzel şeyler düşünüyorum yeni sezon için.’ diyordu Deniz, şimdi yavaş yavaş canlandıklarını görünce heyecanımın ne boyutlara ulaştığını tahmin edebilirsiniz. Dkaprol markasıyla geçen sene cennetten kovulan melekleri bizlere sunan Deniz Kaprol, bu sezonda da yine sınırları zorlayacak bir konsept ile çıkacak Istanbul Fashion Week podyumuna. Hem de bu sene, geçen seneden farklı olarak, solo bir defile ile karşımızda!

Sözleştiğimiz saatten biraz önce ofise uğrayıp iş üstünde yakalıyorum onu. Koskoca bir ekiple çalışmanın zorluğu bir yana, defile günü yaklaştıkça her türlü detayla ilgili soruların tekrar tekrar sorulması, ekibe katkı sağlayan her isimle birlikte daha da yaratıcı ve farklı uçların eklenmesi, yeni bir çeşit zorluk yaratıyor ona. Tabi ki sonsuz keyifli bir zorluk bu, asla rahatsız etmeyen. (Ne güzel bir zorluk değil mi? Etrafınızda sizi çok seven, size yardımcı olmak isteyen, rengini katmak için sıraya girmiş bir sürü insan var! Aaah ne zor! :) )

Dkaprol yeni sezonda ilhamını çok farklı kaynaklarda aramış gibi. Ahmet Hamdi Tanpınar ile Kafka nasıl bir araya gelir ki? Her sahnesini merakla izlediğim film The Cell bunlara nasıl eklemlenebilir? Hepsini bir nefeste anlatıyor, ben her cümlenin sonunda ‘Yok artık?’ diyorum, benim heyecanım onu da etkiliyor, kocaman bir düşünce bulutu içerisinde süzülüyoruz.

Ürünler İzmir’de Caracas tarafından üretildiği için tamamı burada değil, ben ilk ortaya çıkanları görme şansını yakalıyorum. Hem de tam uçaktan inip Istanbul’a ilk ayak bastığı sırada. Deniz’in anlattığına göre Caracas’ta bu iş için 20 kişilik bir ekip çalışıyormuş. Bir de heykeltraş! Tam bu heykeltraş konusu konuşulurken Duygu Akdeniz oradan dalıveriyor muhabbete, ‘O kalıplar alınırken neler çektim’ diye. Takılar Duygu’nun üzerinden alınan kalıplarla hazırlanmış ve zaten o günkü çekimde de Duygu taşıyor takıları, hem de farklı bir hazırlık sürecinin ardından. Hazırlanması için bir yandan inanılmaz bir makyaj yapılıyor diğer yandan Alexander Kokoskeriya yardım ediyor – ki Alex bu defilede styling işinden sorumlu zaten, yarattığı harikalara bir yenisini eklemek üzere.

Alexander Kokoskeriya – Duygu Akdeniz

Hazırlıklar süredursun biz takılar üzerinde konuşmaya başlıyoruz yine. Geçen sene yaşattığı ilklerin üzerine yenilerini koymak için çok çalıştığı belli Deniz ve ekibinin. Sadece takıları tasarlamak yetmiyor, bunlara farklılık katmak için de yollar arıyor DKAPROL. Oradayken hiç ömrümde görmediğim kadar çok Swarovski taş ile karşılaşıyorum. Bi paketi cebe atıp kaçsam ohoooo uzun süre kapatır blogu yatarım! :P

Taşları nereye nasıl koyacağını ekibiyle tartışırken, bu hep bahsettiğim ‘ekip’ kimdir nedir, kimler ne yapmıştır merak edp soruyorum Deniz’e.

Bir kere Deniz Kaprol gibi farklı düşüncelere açık bir isim var işin başında. Yanında takıları emek emek üreten (bazı parçalar 3-4 günde çıkıyormuş) Caracas var. Siz bu satırları okurken defile için bir fotoğraf çekimi ve video hazırlığı içerisinde olan Mehmet Turgut var. Styling tarafında başka kapılar açan Alexander Kokoskeriya var. Uğurhan Akdeniz ve Uğurkan Erez var. Kostümlerde Vildan Mumcu var. Son dönemde kulaklarımızdan çeşit çeşit şarkılar geçiren Oben Budak var. (Herkesin ne yaptığını gördüm, azıcık fikrim var ama Oben’in yapacaklarını defile gününe kadar merakla beklememiz gerekecek :P )

Daha sayayım mı? Bütün bu insanları bir araya getirmek ne kadar zor olsa da sonunda ortaya çıkacak sahneleri düşünüp şimdiden heyecanlanmamak elde değil.

Bizim bu güzel sohbetimiz sona yaklaşırken Deniz artık çekim için hazır! Ben de 10 Eylül Cumartesi günü saat 13:00‘da gerçekleştirilecek defile için Deniz’le size hazırlayacağımız sürprizler için hazırım. Sürprizler mi? Dırırırırırım!

DKAPROL defilesinde önce backstage heyecanını paylaşacağım, ardından da podyumda olanı biteni. Belli olmaz, belki birinizi alırım yanıma, bu heyecanı birlikte yaşarız, ne dersiniz? :)

Takıları ve konsepti daha da detaylı anlatmam şimdilik mümkün değil, fotoğrafları da evdeki dev kasamda saklıyorum :) (çünkü podyumda ilk kez gördüğünüzde suratınızın alacağı şekli çok merak ediyorum!) Ancak bu 1 ay boyunca heyecanı yaşatmaya devam edeceğiz, takipte kalın.

- Deniz Kaprol’e, ekibine, Petit Carre İletişim ve Organizasyon’a kocaman kocaman teşekkürler! 

* While Istanbul Fashion is a month away, I am visiting my designer friends, as you know. This time, I was at DKAPROL, a haute couture jewelry brand whose new collection will be having a solo fashion show in IFW. Last year, Deniz Kaprol’s DKAPROL has provided us a new level of understanding in fashion shows being the first haute couture jewelry fashion show in IFW. This year, they are expanding the team with many talented faces and brands, improving the standards of a fashion show. The concept and pieces are yet to be kept as a secret so do not expect any photos right now. But I can say that I have some surprises for you for DKAPROL Fashion Show. Back to the works and the team.. Deniz’s inspiration comes from very different sources as Kafka and The Cell. The team includes names as talented photographer Mehmet Turgut, stylist Alexander Kokoskeriya, columnist Oben Budak and so on. Pieces are handcrafted by Caracas, there are elements from Swarovski.. That many people, that crazy concept, that heavy loaded work, all together. But how?! I ask the same question here and can’t wait to see the answer in full details on 10/09/2011 at 13:00, with one of you readers, if you want to.  :)

Haftasonu Dolusu Moda

Tamam, bıyıklara alışmak biraz zaman alıyor. Ancak dolu dolu geçen haftasonundan kalan bu kare gösteriyor ki sadece ben değilim bıyıkları yeniden ‘moda’ ilan eden.

Cumartesi’nin ilk bir kaç saatini Sapphire AVM içerisinde yer alan T.Box mağazasında geçirdim. Bizim o alıştığımız kutucukların yerini kocaman kocaman mağazalar alıyor, hazır olun derim.

Mağaza içerisinde pek çok ‘alışılmadık’ alet edevat var. Nasıl denir.. Heyecan var! Askılarda önünüzden kayıp giden elbiselerden dijital fiyat ekranlarına kadar pek çok eğlenceli ‘zımbırtı’ T.Box mağazasında bizimleydi.

Bir de şu çok konuşulan ayna!

Bilun Şen ve Cindrella Under The Umbrella ile fotoğraf çektirip bunu dünya alemle paylaşabilen hatta yeri gelince size öneriler verebilen aynanın önünde şımarmadan ayrılamazdım o mağazadan!

Şehirde hayat hızlı. Sarıyoruz bir sonraki güne. Gece Mini Müzikhol’de geçince, 3 saat uyku bile yetiyor bünyeye. Yükselen güneşi Kız Kulesi’nde karşılıyoruz hep birlikte.

 

Şehirde hayat hızlı ama anı çok. Anlatılacak, paylaşılacak, yaşatılacaklar da çok. Bilkent Kültür Girişimi de bunu görmüş, İstanbul’u taşımış tasarımlara. Kız Kulesi’nde ağırladı bizi bir Pazar sabahı, tam yeri tam zamanında. Ürünler ise bir tık uzaklıkta!

Ardından hep beraber Karaköy sokakları, Fransız Geçidi, Köşkeroğlu tatlıları, Tophane’nin nargile dumanı. Üstüne bir de Kağıthane‘nin bu muh-te-şem ürünleri.

Kağıt sanatı denince akla gelecek bu adreste her yerde eğlenceli ve esprili ürünler; çay tabağı desenli bardak altlıklarından ‘Nayır Nolamaz’ notlarına kadar. Uğrayıp keşfedin, alın götürün diye!

Sonrasında artık haftasonu bitmeye yakın. Eve doğru uzun bir yürüyüş, yolda tanıdık yüzler. Bir de baktım rengarenk ışıklar oynuyor ileride, yok yahu, Seda Yılmaz‘ın ayakkabılarıymış meğer!

Bu güzelliklerle vedalaşmak zor ancak haftasonu bu kadar gezinti yeter.

Bak işte, şehir böyle doluyor kimi zaman. Bir haftasonuna ne kadar moda, ne kadar tasarım, ne kadar eğlence sığıyor istenince. Pazartesi günü de oturup haftasonundaki onlarca fotoğraf arasından en güzellerini seçmek kalıyor geriye. Zaten diğerleri de Facebook ya da Twitter üzerinde.

Fallen Angels Istanbul Fashion Week’e Hazır

Gördüğünüz defterde tam üç sayfa boyunca alınmış notlar, birlikte geçirdiğimiz güzel Pazar kahvaltısında tam üç saat boyunca konuşulanlar.. Istanbul Fashion Week’e sayılı gün kala, Türkiye’de, hatta dünya çapında bir ilk için hazırlanan bir ismin, Deniz Kaprol‘ün sözlerine kulak verdik Styleboom ile, muhteşem bir Pazar sohbeti esnasında..

Anlatacak, paylaşacak çok şeyi olan insanlarmışız, bunu fark ettik ilk önce. Deniz Kaprol, 15 yıl öncesinden bugüne, ve hatta geleceğe doğru uzanan onca düşüncesini, hikayesini, duygusunu, o kadar içten anlatıyor ki bize, hani şu “ilk görüşte tutulma” yaşanıyor bünyelerde. Hem Ankara anıları canlanıyor masada, hem moda dünyası hakkında görüşlerimiz dökülüyor birer birer. Anlatılanların çoğu sürpriz, çoğu sır olsa da, sizlerle paylaşılacak çok şey var bu yazıda.

“15 yıl önce takı yapmaya başladığımda Cahide Sonku gibi hissettim kendimi.” diyor. Tek, ilk, ortaya kendini atan bir kadın. Yıllardır insanları takı defilesine ikna etmeye çalışıyormuş sabırla. Bu sabırlı çabaları sonuç vermiş bu sene, dkaprol markası, Istanbul Fashion Week takviminde Karma defilede yer almış. 5 Şubat 2011′de, podyumda dkaprol markasının Fallen Angels koleksiyonunu görebileceğiz bu sayede. O her ne kadar tevazu göstermek istese de, uluslararası bir moda organizasyonunda bu şekilde yer alan ilk marka olacak dkaprol, değerini bilmek gerek.

Bu “ilk” için esaslı bir çalışma yapmış Deniz Kaprol ve ekibi. Ekibi dediysem, dostları, bu yolda ona inanan insanlar; Kapalıçarşı’daki ustalardan Mehmet Turgut’a kadar. Sürprizleri biz de elbette defile anında görmek, heyecanı orada yaşamak istiyoruz, ancak bir kaç çok özel detayı paylaşıyor bizimle yine de.

Davetiyelerin de üzerinde gördüğümüz fotoğraflar, Mehmet Turgut imzalı. Mehmet Turgut sadece bununla sınırlı kalmamış, defilenin açılışında izleyeceğimiz çok özel bir videoya da Uğurkan Erez ve Bige Ökten gibi isimlerle birlikte imza atmış. Hem de bu video için kocaman bir labirent kurulmuş, yakışıklı bir melek cennetten kovulmuş. Heyecan verici değil mi?

Bizi bekleyen sürprizlerden birisi de, defilede dkaprol takılarını erkek modellerin taşıyacak olması. Burada “Erkek modeller ne giyecek?” gibi sorular aklınıza geliyor, eminim. Ancak biz öğrenmemeyi tercih ettik, heyecanımızı kaçırmamak için.

Deniz Kaprol’ün üstüne basa basa söylediği bir konu, bu defilede göreceklerimizi “couture” algısı ile değerlendirmemiz gerektiği. Yani burada göreceğimiz takılar, dkaprol markasının hazırlayabileceklerini yansıtan birer örnek aslında. Tıpkı yurtdışındaki defilelerde podyumun aslında bir sahne olduğu gibi, dkaprol defilesinde de gerçeğinden farklı boyutlarda takılar, bambaşka şekillerde karşımıza çıkacak. Belki pek belli etmiyor ama, defile ile ilgili tek endişesi de bu algının Türkiye’de oturmamış olması. Haklı aslında. Biz podyumda ne görürsek onu almak için heveslenir, orayı bir şov değil de alıcı izlencesi gibi değerlendiririz. İşte tam da bu yüzden, sahnede kaybolmaması adına gerçeküstü boyutlarda hazırladığı takılar için “Gerçek boyutlarının bunlar olduğu düşünülmez umarım.” diyor şakayla karışık.

Biraz da Fallen Angels konseptinden bahsetmek istiyoruz elbette. Bir anda koskocaman bir listede, dersine çok iyi çalışmış bir öğrenci edasıyla, bize bu konseptin nereden geldiğini anlatmaya başlıyor. Defilede podyuma çıkacak mankenlerin her birinde bir meleğin sembolize edildiğini söylüyor, meleklerin isimlerinin anlamlarını açıklamaya başlıyor. Hiç kaçırır mıyım, tam benlik bunlar! Cennetten kovulan bunca melek, hepsinin ayrı anlamı, bunları bir defilede, takı defilesinde, erkek modeller üzerinde görmek, of, bu kadar emek, bu kadar özen, inanılmaz geliyor!

Seyahatleri yöneten “imamiah” ya da ölüm meleği “abaddon” için neler tasarlanmıştır acaba? Peki ya meşhur 666, “sorath”?

Merakımı gidermek için sadece bir kaç gün daha beklemem gerekiyor. Istanbul Fashion Week’e kaç gün kaldı şunun şurasında?

Eminim sizler de meraklandınız bunları okudukça. Madem öyle, sadece sahne arkası fotoğrafları, podyum yorumları yetmez; bir kişi gelsin benimle birlikte dkaprol Fallen Angels defilesi için santralIstanbul’a. Yarışma yok, kural yok. Sadece yorumlarınızı merak ediyorum anlattıklarım hakkında. 2 Şubat Çarşamba akşamı, saat 20:00′a kadar gelen yorumlardan bir tanesine, 5 Şubat Cumartesi günü 13:30′da gerçekleşecek dkaprol defilesi için bir davetiye vereceğim, bilginize. [Random.org ile yaptığım çekiliş sonucu, büşra adlı kullanıcı bu davetiyenin sahibi oldu, tebrikler!]

Başlıkta da yazdığım gibi; Fallen Angels, Istanbul Fashion Week’e hazır. Ama şimdi benim aklımdaki soru şu: Istanbul Fashion Week, Fallen Angels’a hazır mı?

Kişisel not: Bitirmeden söylemeliyim ki, bugüne kadar paylaştığım en farklı yazılardan birisi oldu bu. Hem hazırlık aşamasında Styleboom ile birlikte Deniz Kaprol ile yaptığımız (ve devamını beklediğimiz) doyumsuz sohbet hem de anlatılacak bu kadar özel bir konu olması, bu yazıyı diğerlerinden ayrı bir yere koydu.

Gugiko / Killenmek Güzeldir

- Tak! Tak! Tak!

- Kil o?

- Evet, kil!

- Gugiko?

Geçen haftalarda kapımda bulduğum küçücük paketten karşıma fırlayıveren bir düş Gugiko. Kendi deyimleriyle yazayım, “yüzün ağız kısmı tarafında hafiften yana doğru bir sırıtmaya neden olan” bir hayal dünyası.

Bazen çikolata parçası, bazen aslan parçası. Arada sevimli bir canavar, arada Ozzy Osbourne kafası.

Killenmek Güzeldir diyen Gugiko, bir Barbaros Demirtaş uğraşı. Siz de yakanızda, kafanızda, çantanızda, bir yerlerde taşımak isterseniz bu killi dünyayı, durmayın, tıklayın!


Selfridges Topukluları

Gün geçmiyor ki kadınların can dostu ayakkabılar yeniden yorumlanmasın, yeni tarzlar yaratılmasın! Moda bu, ucu bucağı yok! Hayal gücü, malzemesi çok!

Tıkır tıkır nakış işleyen kaldı mı aranızda bilmiyorum ama eğer modaya birazcık ilgi duyuyorsanız bir dikiş makinesi almanız kaçınılmaz! Eh, böyle bir makineyle modaya olan tutkunuzu daha da açığa çıkartabilirsiniz sanırım. “Stitchetto” tam size göre!

Daha klasik kadınlar için, biraz daha ağır, oturaklı bir model olan “Tezgahhio”  ile soğuk kış günlerinde ayaklarınızı sıcacık tutabileceksiniz! Sadece bu mu? Aynı zamanda özgün tarzınızı yansıtabileceksiniz!

Solda gördüğünüz “Süppüretti” biraz Alexander McQueen tasarımı Armadillo’ları anımsatsa da özgür ruhlu kadınlar için ideal. Sağda ise iddialı tasarımıyla “Dishy” modeli görülebilir.

“Ütületto” ve “Süpürgetto” ise evin en zor işlerini yapan ama yine de yıkılmayan kadınların ilk tercihleri arasında yer alıyor!

Son parça olan “LouMachin” ise kırmızı tabanıyla tanıdık (!) modellerden biri gibi olsa da işlevsellik açısından sınırları zorluyor!

Tabi ki bütün bu isimler benim uydurmam, ancak Selfridges mağazasının vitrinlerini süsleyen bu heykeller uydurma değil, gerçek! Lernert & Sander tarafından hazırlanan bu projeye bayıldım, umarım sizlerin de hoşuna gider.

Puma Puma Boom vs. Oben Budak

Puma Puma Boom ekibi yeniden bir arada, kapışmada! Kapışma demesek aslında, bir çeşit tanışma. Malum, bizim ayakkabılar hazırlık aşamasında. Moğollar pek kızmış olacak ki bu işe, “Oooo olmaz, Mongolian Barbeque bizim vatandan başka yerde anılmaz!” diye emir buyurmuşlar, Puma da bizim ayakkabıları ateşten çıkarıp fabrikaya sokmuş, bu etkinliğin adını “PUMA Creative Factory” olarak değiştirmiş. E olsun, ne fark eder ki bize?

Ocakbaşından da gelse, fabrikadan da çıksa, bizim tasarımlar hazırlanıyor, yolda! Ama arada boş durmayıp rakiplerle de tanışıyoruz. Eee, alt etmek için tanımak gerek ,değil mi sevgili Oben Budak?

Buluştuk, tanıştık, kaynaştık, blogları konuştuk, yeni medyayı tartıştık, yepyeni bir anı yarattık, “Sonuçlar gelince görüşeceğiz!” diyerek tatlı tatlı ayrıldık. Sizlerle de paylaşmadan olmaz, bol eğlenceli buluşmadan tadımlık “eğlenceli” kareler aşağıda.

Frequent Flyer by James Skevington

James Skevington isimli genç sanatçı, Frequent Flyer isimli bu çalışmasında 5 ayrı ülkeyi anlatmış bize..

Adı üstünde, sık sık bu ülkelere uçan birisinin görebileceği olası manzaraları , o ülkenin tanınmış eserleri/bölgeleri/simgeleriyle harmanlamış, farklı illüstrasyonlarla bize sunmuş..

FrequentFlyer1

Red Light District, yel değirmenleri, gece klüpleriyle Hollanda…

FrequentFlyer2Dünya markaları, gökdelenleri, Central Park ile Amerika ..

FrequentFlyer3Berlin Duvarı, kendine özgü yeme içme kültürü, farklı sanat anlayışıyla Almanya..

FrequentFlyer4

Flamenko, çılgın eğlenceleri ve futbol kültürüyle İspanya..

FrequentFlyer5Şarapları, Eyfel Kulesi , Louvre Müzesi’yle Fransa..

Bugüne kadar kim bilir kaç illüstrasyon gördük bu ülkeleri anlatan.. Arşive birini daha ekledik, en yaratıcısından..