Tag Archives: sticky & sweet tour

Müzik Pazarı

Neler oluyor, neler bitiyor, birlikte bakalım mı?

Pazar güneşinin altında, karmakarışık işler peşindeyim şu anda.

Biraz hatırlatmaca, biraz da yeni haberlerle ortalığı karıştıralım istedim. Tabi ki konumuz, Müzik!

Madonna‘nın Sticky & Sweet Tour DVD’sinin geldiğini daha önce burada söylemiştim, şimdi kesin çıkış tarihi olarak 29 Mart 2010 açıklandı! Bu demektir ki kraliçe, çok çok kısa süre sonra bizimle olacak! Ben de rafta kocaman bir yer hazırladım kendisine!

Kraliçe’nin yerine benim sık sık adını andığım Lady Gaga ise şu aralar çok şaibeli haberlere konu oluyor. Nasıl mı? Geçtiğimiz günlerde Onur Baştürk, Hürriyet’teki köşesinden duyurdu, Lady Gaga , 13 Mayıs 2010 tarihinde Bilgi Üniversitesi’nin bahar şenliklerine gelecekmiş, anlaşma sağlanmış, imzalar atılmış.  Mış. Mış. Mış. Şimdi ben bu habere güvenmek istiyorum ancak bir yandan da aklım almıyor yahu. Şu anda dünya turnesinde olan ve stadyumları tıklım tıklım dolduran kadın, santralİstanbul’a gelip konser verecek? Biri beni tokatlasın! Benzeri bir haber de Lady Gaga’nın 15 Haziran 2010 tarihinde Kuruçeşme Arena’da konser vereceği haberi. Bu etkinlik için de yurtdışındaki çeşitli sitelerde bilet satışı gerçekleştiriliyor. Gerçek mi? Sanmıyorum. Ancak kafam karışık, pek çok insan gibi. “Gelsin de nasıl gelirse gelsin” diyemiyorum, sadece bekliyorum.

GülşenTürkiye’de de müzik dünyasında bir kıpırtılar var. Gülşen, daha önce burada bahsettiğim ve ayılıp bayıldığım albümü Önsöz için ikinci klibi Ezberbozan’a çekiyor. Daha doğrusu çekim tamamlamış, montaj aşamasındaymış Ezberbozan. Twitter aracılığıyla klipten bu kareyi paylaştı bizimle Gülşen. Benim de merakımı katladı haliyle. Çünkü Ezberbozan albümde en beğendiğim şarkılardan birisi. Hoş, söylemiştim ya, albümde boş yok! Umarım bu ikinci klip de ilki kadar başarılı olur ve kendinden bahsettirir.

Hande Yener

E malum, Hande hanım da yola çıktı. Geçtiğimiz günlerde çıkarmasını bekliyorduk “Sopa” adlı albümünü. Ama ne olduysa -son dakikada albüme eklenen Sinan Akçıl eserleri var diye duyduk- albüm çıkış tarihi ertelendi, sanırım adı da “Hande’ye Neler Oluyor?” oldu. Hande Yener de Gülşen gibi Twitter’dan ve üstüne Facebook’tan ulaştı merak edenlere, bu fotoğrafla merakımızı tırmandırmayı başardı. Şimdi herkes merakla Hande’ye neler olmuş görmek için bekliyor. Bir de üstüne şarkıların kısa versiyonları ve hatta bir şarkı bütünüyle Youtube’a düşünce, artık bu bekleyişte bir saat bile günler gibi gelmeye başladı! Bu yeni Hande Yener albümü, özlediğim eski Hande’yi getirecek gibi duruyor, umarım yanılmam.

Bu kadar müzik konuşup üstüne müziksiz bırakmak olmaz, buraya kadar zahmet edip gelenleri. Son bir haftadır sürekli dinlediğim bir şarkıyı sizinle paylaşayım istedim. Güneş kendini daha çok gösterdikçe, “I’m walkin’ on sunshine” diye bağırasım geliyor. Bu durumda da en çok işime yarayan şarkı, Halo / Walking On Sunshine. Nedir bu? Glee , Sezon 1′deki en sıkı işlerden birisi bence, çok eğlenceli bir mash-up. Biraz Beyoncé – Halo , biraz Katrina and The Waves – Walking On Sunshine alıyoruz;  Glee oyuncularının muhteşem yorumuyla güneşli havalara eğlence katıyoruz! Glee demişken, bu muhteşem müzikal/komedi dizinin 13 Nisan 2010′da yeni bölümleriyle kaldığı yerden yola devam edeceğini hatırlatalım! Çok özledim, çok!

GLEE

Sticky & Sweet – DVD Yolda!

Hayatımda yaşadığım en güzel deneyimlerden biriydi, bahsetmiştim ya, Madonna‘nın Sticky & Sweet konser turunu en önden izlemek..

Şimdi aynı heyecanı tekrar tekrar yaşamak için gün saymaya başlayabiliriz.

“Sticky & Sweet Tour”, Madonna’nın dünya çapında 32 ülkede 3.5 milyon hayranıyla buluşmasını ve hasılat rekoru kırmasını sağlamıştı. Kendisine, en azından Live Nation ve Warner Bros.’a kazandırmaya devam edecek gibi duruyor!

Blu-ray, DVD ve CD formatlarında karşımıza çıkacak  konser kaydı “Sticky & Sweet”, Madonna hayranları için “must-have-item”. Konseri izleme fırsatı bulamayanlar için ise o anları yaşamalarını sağlayacak müthiş bir fırsat!

ss

Mart ayında satışa sunulması planlanan “Sticky & Sweet”, Buenos Aires’te kaydedilmiş. *Normal tur programında yer almayan ancak seyircilerin ısrarı üzerine Madonna’nın sadece bu konserde seslendirdiği  ”Don’t Cry For Me Argentina” da bu sayede bizlerle buluşuyor.

“Mart ayına daha çok var!” diyorsanız, o zamana kadar benim Sticky & Sweet Turu Sofya konserinde başımdan geçenleri okuyarak biraz zaman geçirebilirsiniz :)

Sticky Sofia, Sweet Madonna I

Sticky Sofia, Sweet Madonna II

Sticky Sofia, Sweet Madonna III

Sticky Sofia, Sweet Madonna – III

SST1

Gerçekten zor atlatıyorum o dakikaları. Sorular yığılıveriyor.

Ya çıkmazsa kadın?

Ya iptal edilir de geri dönersek?

Ya 2-3 gün sonraya ertelenirse? Vizemiz de geçersiz olacak!

diye diye kendimi kemiriyorum. Bunlara sebep olan ise ekran önündeki flatlerden birinin bozulması. İniyor o kocaman şey aşağıya, üzerinde uğraşıyor teknik ekipten birileri. Tepki veriyor seyirci haliyle ama tepki bir süre sonra yerini 60.000 kişilik bir Meksika dalgası’na bırakıyor.  Stadyumun bir başından öbürüne hiç bitmeyen dalgalarla kendi kendini eğlendiriyor insanlar.

Ve an geliyor, ışıklar kapanıyor.

Bum! Bum! Bum!

Ekranda giriş videosu, şeker fabrikasındayız resmen , bir candy iniveriyor aşağıya, sahneye!

Her Madgesty dönüyor bize yüzünü! Ve kulaklarımda bir uğultu. Kimse onu dinlemiyor. Herkes hayatındaki bu dönüm noktasına inanamaz şekilde çığlık çığlığa dile getiriyor şaşkınlığını.

Şimdi ben de isterim tek tek yazayım şarkıları ancak cidden gücüm yetmez. İsteyen setlist’e aşağıdaki linkten bakabilir. Ahanda link:

http://en.wikipedia.org/wiki/Sticky_&_Sweet_Tour

Ama ben burada en çok dikkat çeken şeyleri söylemeliyim sanırım.

- Beat Goes On’da ilk defa karşımıza çıkıyor kendisi. Facebook’a eklediğim bu video herkese açık, oradan görebilirsiniz ilk karşılaşmamızı.

http://www.facebook.com/video/video.php?v=160433771110

-          4 Minutes ile karıştırılmış Vogue çok hoş olmuş! Yeni bir iki figür kattım sanırım kolektif dans hareketleri hafızama

-          Konser günü Michael Jackson’ın doğumgünü olduğu için zaten finalde hoş bir anma yapılıyor, ele beyaz eldivenler geçirilip. Ancak daha öncesinde Holiday’in hemen sonrasında MJ’yi taklit eden bir dansçısı çıkıyor sahneye, hep beraber kısa kısa MJ şarkıları eşliğinde eğleniyoruz ve yukarıya bir selam çakıyoruz. Burada da videosu var.

http://www.facebook.com/video/video.php?v=160436291110

-          La Isla Bonita çok güzel, Lela Pala Tute ile harmanlanmış halde. Tam Çingene durumları.

-          Ve konserin finalinde, ciddi bir climax oluyor Give It 2 Me! Bu versiyonu gerçekten mükemmel! Tekrar tekrar dinlemek istiyorum! Bu versiyonun sonunda Madonna iniyor sahneden, yanımıza geliyor! Ve ben ölüp dirildiğim an olarak hatırlayacağım o zamanı kaydediyorum.

http://www.facebook.com/video/video.php?v=160425481110

Konser sonrasında ne ayaklardaki şiş önemli, ne beldeki ağrı! Ne susuzluk, ne sıkışıklık.. Kadının gözünün içine bakıp şarkı söyledikten sonra, dünya yıkılsa umrumda değil sanırım..

Tarifi mümkün olmayan anlar kalıyormuş elde.. Ve hemen 20 levaya adeta havada kaptığım o tur hatırası t-shirt.

Pek çok fotoğraf, video.. Bir de bu anlattıklarım..

İyi ki yapmışım! dediğim şeylerin içinde koskocaman bir yer ediniyor bu olay.. Bir dahaki Madonna konseri neredeyse gideceğim be! dedirtiyor bir yandan da.. Kısmetse..

finito..

Sticky Sofia, Sweet Madonna – II

Taksiiiii!

Duruyor amcam, “Vasil Levski!” diyorum. “Madunnah!” diyor bana dişlerini gösterip, “Yes be amca!” diyip atlıyorum. Saat daha 13.30 ve ben çoktan sıradaki yerimi alıyorum. Önümde dün geceyi stadyum önünde geçirmiş bir fan grubu var sadece. Anlayacağınız Golden Circle’ın en önlerindeyim!  Beklerken yanıma bizim turla Sofya’ya gelen bir grup Türk geliyor. Beraber çekiyoruz çilemizi, saatlerce. Güneş altında kıpkırmızı oluyorum bir yandan. Aç, neredeyse susuz. Kapılar açılıp da 18.00’da içeri girene kadar o kalabalığın içinde bir şekilde geçiyor zaman. İşin en ilginç kısmı ise pek çok kereler fotoğrafımızın çekilmesi ve hatta Bulgar kanallarına röportaj vermemiz! Evet evet, geliyorlar, başlıyorlar çekime, “Ne hissediyorsun?” dan girip “Ne kadar zamandır bu konser için bekliyorsunuz?” a kadar sorup duruyorlar. TOEFL fatihi bir kişilik olarak tabi ki elimden geldiğince ortalığı toparlıyorum – Yes, I can speak English very well!

Bir anda yine bir kıpırdanma, açılsın kapılar!

Maşallah kontrol diye bir şey yok! Sadece bileti alıyorlar, sahte paraya bakar gibi güneşe tutup geçiriyorlar içeri! – Ya cebimde bi silah olsa, kadına zaten yakın olacağım belli Golden Circle’dayım, patlatıversem beynine? Hiç düşünmemişler, garip.

Koştur koştur içeri girip buluyorum bizimkileri. Önden ikinci sıradayız, runway’in ortasına doğru. Sonradan anlayacağız ne kadar muhteşem bir noktada durduğumuzu.

Beklerken Madonna’nın menajeri Guy Oseary çıkıyor piyasaya. Her konserde Golden Circle’dan ilginç kareler yakalamayı seven Guy’ı çağırıyorum yanıma – buradaki vurgu çok şahane yalnız, adamı ayağıma çağırıyorum! Türkiye’den geldiğimizi falan söylüyorum, o da “Yaa siz de mi?” diyor. Lanet olsun benden önce konuşan Türkler olmuş! Anyways. Kendisiyle fotoğraf çektirip onu kendi macerasına yolluyorum.

Guy Oseary

Sonrasında Antboogie geliyor, böyle esmer kavruk bir dancer kendisi. Bize kartpostal gibi bir şey dağıtıyor, üzerinde kendi resmi falan var.. Pek sallamıyoruz aslında ama bir anda herkes yığılıveriyor ortama; yerimiz, düzenimiz dağılıyor azıcık.

antboogie

Bekleyişimiz neredeyse iki saati bulduğunda Paul Oakenfold çıkıyor sahneye.

Paul Oakenfold

Açıkcası çok çok iyi bulduğumu söyleyemem. Bir saate yakın süren performansının doruk noktası tabi ki yeni Madonna hit’i Celebration oluyor. Bana hiç bitmeyecekmiş gibi gelen o uzuuuuun aranjede Maddy’nin dansçıları sahnede eğleniyor bol bol.

İşte tam konserin başlama anı!

Heyecan dorukta.

Sahnedeki flatler yer değiştiriyor, her şey majesteleri için hazırlanıyor.

Bum!  Teknik arıza!

teknik

Hayatımda beni en çok kıvrandıran, canımı sıkan, “Ne olur düzelsin lan?!!” dediğim şey gerçekleşiyor.

to be continued…

Sticky Sofia, Sweet Madonna – I

SST1

Bir rüyanın gerçek olması” desem az kalır sanırım bu haftasonu başımdan geçenler için. “Ha geldi, ha gelecek” derken; Her Madgesty Madonna Louise Ciccone; 29 Ağustos 2009’da Sofya’nın Vasil Levski Stadyumu’nda karşımda duruyordu!

O karşılaşma anına geçmeden önce, bu işin öncesini anlatmak gerek sanırım.

28 Ağustos Cuma gecesi ufacık çantama tıkıştırdığım her şeyle – konser için ayrı bir outfit hazırladım kendime! – Yapı Kredi Plaza’nın önünde buluyorum kendimi. Giderek kalabalıklaşan bir insan grubu var burada; sırtlarında çantalar, bazılarında Madonna t-shirtleri falan. Şöyle bir göz gezdiriyorum da, gerçekten her çeşit (!) insan var sanırım. Çok geçmeden iki otobüs ve bir minibüsten oluşan araç konvoyu geliyor ve araçlardaki yerlerimizi alıyoruz. Bizim otobüste pek heyecan yok , he

rkes ertesi günü sağlam karşılamak için uykuya yöneliyor. Ne hikmetse bir ara ekranda Confessions Tour dönüyor.Saatler birbirini kovalıyor.

Bulgar sınırını sorunsuz geçtikten sonra sabaha karşı yol almaya devam ediyoruz. Okuyamadığımız tabelalar eşliğinde adeta köy yollarında ilerliyoruz, Avrupa Birliği’ne katılmış Bulgaristan’ın başkenti Sofya’ya giderken.

Kimse alınmasın ama neredeyse iki günüm bu kadar fakir görünen bir ülkenin nasıl da Avrupa Birliği’ne alındığını düşünerek geçti. Sokaklar henüz savaştan çıkmış gibi soğuk. İnsanlar da sanki son 50 yılı hiç yaşamamışçasına eski. Bazı adamların kıyafetleri, bazı kadınların o saç kesimleri – aman Tanrım!

İlk gün otele eşyaları atıp konser için hazırlanıp erkenden dışarı atıyorum kendimi, yazık ki bendeniz, bu yavrucağız, Sofya’da ço

k gezilesi görülesi yer var zannediyor! Kaldığımız Dedeman Princess , Maria Louisa Blvd. üzerinde artık Allah ne verdiyse ileriye ileriye yürüyorum.  Kocaman binalar arasından geçerken bir anda böyle Kapalıçarşı havası yakalayan bir mekan görüp dalıyorum içeriye. Gerçekten de bir binanın içinde böyle corner almış herkes, çok eskilerden kalma bir Karum havası da yok değil.

Baktım dondurma falan var, hava da zaten sıcak, dedim alayım. Kızceğiz “No English!!” modunda.  Ben çırpınıyorum Euro kabul edip etmediğini anlamak için. “No Euro!!!” moduna geçtiğindeyse başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor bildiğin! Birkaç yerde daha nafile çırpınıyorum ama kimse Euro kabul etmiyor.

Koştur koştur tüm paraları Leva’ya çevirip “Şimdi çıkın karşıma!” edasıyla geziyorum sokakta! İnadım tuttuğu için de dondurma falan almıyorum o satıcılardan. Yine “No English” bir teyzeden gözlük alıyorum, hatıra falan olsun deyü. “Polaroid! No Polaroid! Good!” lafları arasında 12 levaya kaptığım gözlüğümle artık daha bir popstar havasındayım ki açlığım başıma vuruyor, KFC’ye atıyorum kendimi. Allahtan buradaki çocuk “Yes English” tipinden çıkıyor da sakince bir burger alıp tıkınıyorum bi köşede! – Ben köşede tıkınmam Koray Caner! Bunu unutma!

to be continued..