Daha ne kadar anlatabilirim, bilmiyorum. Ancak artık yaşanan bu muhteşem deneyime tatlı bir nokta koyma vakti. Blogun neredeyse son bir ayını işgal eden ”Milan Fashion Attack” bu yazıyla birlikte son buluyor. Bol bol fotoğraf, bol bol detayla noktalansın bu hikaye, sözleşelim, yenilerini yazmak üzere.
*It has been several weeks with ”Milan Fashion Attack” posts, but as we know, everything has a beginning has an end. Just wanted to thank everyone who made this real with many photos and details. Loves!
Buz kesen sokaklar, her yandan fırlayan stil sahibi adamlar, otobüsten tramvaya, oradan da metroya atlayıp bir defileden diğerine koşuşturan heyecanlı kalabalıklar. Gecenin bir vakti, haritadan bakıp da ‘Buraya yürürüm ben!’ dediğim, yürümeye başladıktan 5 dakika sonra da soğuk yüzünden pişman olduğum bir yolculuğa götürüyorum şimdi sizleri, PRADA defilesi için Via Fogazzaro, 36′ya. Biraz erkenciyim, heyecandan olsa gerek – bir de ne kadar yürümem gerektiğini kestirememekten. Benim gibi erkenden gelenler de titreye titreye bekliyorlar kapının eşiğinde, üzerinde PRADA yazan zillerin hemen önünde. Kapıyı çalsam Miuccia açacak sanki, bendeki de bir başka hayalgücü. Davetliler geldikçe, defileden hemen önce Milano sokaklarında PRADA mağazaları arasında mekik dokuduğum dakikalar gözümün önünden geçip gidiyor. Hadi dedim, nezaket göstereyim, PRADA defilesine üzerimde bir PRADA ile gideyim. Mağazalar arası mekik dokudum, bir cekete sayıyla 4000Euro yazıyla ‘çok para’ vermek, deyim yerindeyse o anda ‘yemedi’; denediğim ve başka modeline kesinlikle razı olmayacağım o muhteşem ayakkabıların 43 numarası koskoca Milano’da bulunamadı, ben de bir kaç ufak aksesuarla kendimi Miuccia’nın kapısına atayım dedim. Gel gör ki artık şans mıdır nedir, aksesuarları seçerek ne iyi etmişim; zira hemen hemen herkesin ayağında o benim bulamadığım ayakkabılardan vardı. Cekete gelince, benim o göz koyup da alamadığım ceket hem bir kaç davetlinin hem de defilenin sonunda davetlileri selamlamaya çıkan Miuccia Prada’nın üzerindeydi! (Düşündüm de ceket benim de üzerimde olsa ne havalı olurdu!)
Neyse efendim, defileye gelecek olursak.. IL PALAZZO, defilenin büyük harflerle yazılacak konsepti, atmosferi, her şeyi. Aktörler? Gerçekten de aktörler! Gary Oldman, Adrien Brody, Jamie Bell gibi aktörler, PRADA podyumunda yürüyen isimler arasındaydı. Bu göz alıcı isimlerin üzerlerinde taşıdıkları tasarımlara gelecek olursak.. Bence PRADA’nın son yıllardaki ‘uzak doğu’ fetişi biraz daha boyut atlamış, artık iyiden iyiye varlığını hissettirir olmuş. Davetliler arasında hali hazırda bolca uzak doğu kökenli isim mevcutken podyuma atılan ilk adımdan son adıma kadar her parçada bu etkinin fazlasıyla görünür olması, bu fetişin – belki de ekonomik olarak buralara tutunma zorunluluğunun – en büyük ispatı. Bu tarzı, bu tadı sevenlerin çok hoşuna gidecek bir koleksiyon olduğuna eminim. Ben? Biraz mesafeliyim ama ilerleyen günlerde alışacağım, belki de çok seveceğim, bekleyip görelim.
Toparlamak gerekirse.. Defileyi izlediğim yer, sanırım olabileceğin en iyisi, tam karşıdan, basına fotoğrafların servis edildiği yerden. Defilenin atmosferi, büyüleyici. Davetliler arasında yer alan ve defile çıkışında yakalayıp Istanbul’dan selam götürdüğüm Anna Piaggi yine çok eğlenceli. Miuccia Prada yine hesap kitap derdinde ama farklı, başka bir dünyanın insanı, etkileyici. Fotoğraflar benden, defile videosu PRADA’dan.
* Here I am, on Via Fogazzaro 36, in a great hall named IL PALAZZO, surrounded by decorations like a huge red carpet and millions of light sticks, for a very Far East oriented PRADA fashion show, with great excitement and joy. It may be freezing cold out, but it will be definitely too hot with actors on the runway like Gary Oldman, Adrien Brody or Jamie Bell. I should be a kind boy and attend the show with a PRADA touch, but how? That jacket with several gemstones on costs more than two months of salary, the stores do not have those lovely shoes of my size, ah yes, those foulards! Yes! (Thank god I could not afford that jacket, I have seen it on several people at the show, even on Miuccia herself! And shoes? Everyone had those shoes!) After a little bit of delay, we are all set for the show – which is quite Far East oriented (maybe thinking about the economics, this is OK) yet still creating a unique environment for those fashion lovers.
Had a great seat to watch a fashion show, experienced magnificent atmosphere, spoke with legendary Anna Piaggi for the second time after her visit to Istanbul Fashion Week, observed Miuccia Prada’s imagination at work.. What can one expect more? Photos by me and video by PRADA.
Son bir kaç sezondur Burberry Prorsum defilelerini internet üzerinde canlı yayında izlerken bir yandan da ‘Bir gün gelsin ve ben bu defileyi canlı canlı izleyebileyim!’ diye düşünürdüm. Hazır Milan Fashion Attack modundayım, bu hayali gerçekleştireyim dedim. Benim üçüncü defilem, koleksiyonunu fazlasıyla beğendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim Burberry Prorsum defilesiydi.
Defile alanına vardığımda Türkiye’den defileyi izlemek üzere orada bulunan ekibi bulmam o kadar kolay oldu ki! Gülüp eğlenen, fotoğraf çektiren, ortama enerjisini en iyi yansıtan ekip bizimkilerdi desem yalan olmaz. Istanbul’dan bu defileye özel olarak gelen Murat Boz, Burcu Esmersoy ve Oben Budak fazlasıyla şık görünüyorlardı, sebebi belli: baştan aşağıya Burberry Prorsum giyiyorlardı tabi ki. Bunu iltifat olsun diye söylemiyorum, dilerseniz sürekli bu üçlünün etrafında dolaşan magazin fotoğrafçılarına sorabilirsiniz şıklıklarını ve ortama kattıkları enerjiyi.
Bu eğlenceli girişin sonrasında şu hep özendiğim ‘Burberry Prorsum’ defile alanındaydım! Sağa sola bakıp şaşkın çocuk heyecanımı atlattıktan sonra defileyi beklemeye başladım. Tesadüf ki Oben ile yerlerimiz birbirimize yakın, fırsat bu fırsat uzun bir sohbete daldık. Hem defile alanından hem ünlülerden hem genel olarak moda haftasından bahsederken bir anda cep telefonuma mesajlar düşmeye başladı, ‘Kameralara gülümseyin!’ tadında. Meğer biz orada sohbet ederken defile öncesi canlı yayın başlamış, bilgisayar başında defileyi bekleyenler de dakikalarca bizi izlemişler! Eh, ekranları seviyoruz, yalan yok! Ancak bu arada ’Nerede bu kamera? Rezil olmayayım da..’ diye düşünmedim dersen yalan olur. Sağa sola bakınırken gördüyseniz beni, bilin ki budur sebebi.
Sonra bir anda ışıklar söndü, yağmurların içinden Burberry Prorsum erkekleri çıkıverdi. Defilede bir bir podyuma çıkan parçaların renkleri, dokuları ve bütünlüğü beni o kadar çok etkiledi ki, Burberry Prorsum defileleri arasında yeni bir favori bulduğumu söyleyebilirim. Birkaç dakikalık renk ve doku cümbüşü, yerini ‘Bitti mi? Ben daha fazlasını istiyorum..’ cümlesine bıraktı. Bu da benim şansım olsa gerek, daha fazlasını isteyip dururken defile çıkışında Burberry ekibininden bir yetkili beni showroom’da ürünleri daha yakından incelemeye davet etti. Bu fırsat kaçar mı? Ertesi gün soluğu Burberry Prorsum tasarımlarının içinde yüzüp hayranlığımı defalarca dile getireceğim showroom’da aldım. Şunu söylemeliyim ki elde boyanmış özel şemsiye başlıklarından çok renkli çantalara kadar pek çok ürün ‘Beni almak için sabırsızlanacaksın!’ diye bağırıyordu. Karşılık vermemek olur mu? Ben de onların kulağına eğilip ‘Daha çok para kazanayım, hepinizi alacağım!’ diye fısıldadım. Hem ürünleri yakından inceleyebilmek hem Burberry ekibiyle yakından tanışabilmek benim için muhteşem bir deneyimdi. Showroom’dan hiç ayrılmak istemediğimi söylememe gerek bile yok sanki.
Defile öncesinden, podyumdan ve en önemlisi showroom’dan fotoğraflar aşağıda. Benim ayıla bayıla izlediğim defile videosu da bu yazının sonunda. Bir dahaki Burberry deneyimi? Belki o da yakındadır, kim bilir?
* Burberry Prorsum presented one of the best collections in Milan. I should admit that the colors, patterns and overall emotion got me at first sight! When I have arrived at Corso Venezia 16, it was not hard to detect Turkish guests since there was great energy flowing from that side of the hallway! Turkish popstar Murat Boz, TV host and fashionista Burcu Esmersoy and columnist/DJ/editor Oben Budak (so many titles at once! ) were ready to watch Burberry Prorsum fashion show with head-to-toe Burberry Prorsum looks. After some fun chat, we have settled for the show and I started having messages from my friends back in Turkey as ‘Smile to the camera!’. What? Which camera? What’s going on? I learned that while waiting for the show, live stream has been showing our long chat with Oben for several minutes and everyone in the world was witnessing that! So cool!
Then suddenly, the rain came; bringing many fabulous looking Burberry Prorsum men! I can not explain how much I loved this collection, really! Some minutes later, I was all like ‘Really? Finished? I want more!’ and I guess I’m kinda lucky; Burberry people invited me to the showroom to see more! It was a great pleasure to see everything that close and chat with the Burberry team, thanks again!
So here you can see some close-ups from the collection, pre-show photos and more. Below all the photos, you can watch the whole show – hope you enjoy it as I did, live in Milan. Another round of Burberry experince? Why not?
Milan Fashion Week maceramın belki de en özel anları, Dolce & Gabbana sayesinde hafızama kazındı. Defile davetiyem elime ulaşmadı, ne şanssızlık, ancak bu eşşiz deneyimi hatırlamak için illa basılı bir belge mi lazım?
Defileler arası koşturmacamın ikinci durağı, Viale Piave 24, Metropolitan. Kapıda birikmeye başlayan kalabalıkta beklerken Londra’dan gelen blogger Leroy Dawkins ile sıkı bir muhabbete giriştik. Moda, bloglar, sektörün geleceği falan filan konuşurken Türk olduğumu duyunca bana NiceThingsForNiceBoys ‘u sormasın mı? Tam ‘Oooo arkadaşımızın ünü nerelere ulaşmış!’ diye sevinç çığlıkları atacakken kendimi David Gandy’nin yanıbaşında buluverdim. Kalabalığı delip geçerken poz veren David Gandy sonrasında Wonderland Magazine moda editörü Julia Sarr-Jamois gibi parıltılı isimler ve benim tanımadığım (belki de tanıyamadığım) İtalyan ünlülerin akını başladı.
Flaşlar bir oraya bir buraya patlarken Leroy’un bana dönüp ‘Şuradaki kızlar seni çekmek için çok uğraştılar, ben kadrajdan çıkayım.’ demesiyle bir ayıldım ki o flaşların bir kısmı da bana patlıyormuş; ne şımarık bir an olduğunu tahmin edebilirsiniz değil mi? Ancak şımarıklığın bir sonraki adımı bir kaç dakika sonra, podyumdaydı.
Barok, opera, aristokrasi. Bu üçlünün hüküm sürdüğü bir şov alanı, garsonların da en az modeller kadar ‘iddialı’ olduğu şu hiç bitmesini istemeyeceğim prosecco servisi, defileyi SWIDE moda editörü Yuri Ahn ile yanyana izlemek, defile sonrası gerçekleşecek La Bella Estate partisi için hazırlıklar ve ‘Ah canım akşam partide görüşüyoruz, değil mi?’ vedalaşmaları..
Şimdi benim çektiğim bir kaç kare, ardından da Dolce & Gabbana defile videosu ile başbaşa bırakıyorum sizi. Defileden sonra gerçekleşen parti ve Dolce & Gabbana ile yaşadığımız diğer inanılmaz maceralar ilerleyen günlerde burada olacak, heyecanla takip etmeye devam.
* Clearly, the most special moments of my Milan Fashion Week experience were about Dolce & Gabbana. I did not get my printed invitation so I can not share it here (damn delivery!) but who needs a piece of paper to cherish those amazing moments? My second stop on fashion attack, Viale Piave, 24 – Metropolitan. Crowd gathering in front of the place is getting bigger and I am having the chance to see many famous faces again like ‘holy’ David Gandy or Julia Sarr-Jamois of Wonderland Magazine (and of course many Italian celebrities which I do not recognize at all – what a shame for me!) While waiting, I have met with Leroy Dawkins, who is an enthusiastic and fun persona from London. In addition to being fun, he is so kind, even letting me pose for the cameras by myself while they were taking my photos chatting with him, haha! A few minutes later, we are in: a great show space with model-like guys serving us ‘the water of life and fun’ – oh you know what I mean, a dense opera feeling and aristocracy in the air. I happen to be so lucky to see the show with Yuri Ahn, fashion editor of SWIDE and after an ‘expected yet thrilling’ fashion show we swap ‘See you tonight at La Bella Estate’ sentences. Now I leave you with some photos by me and fashion show video from Dolce & Gabbana. Other adventures from the party and the following day with Dolce & Gabbana will be here soon.
Dün posta kutuma çok özel bir haber düştü ve ben bunu sizlerle paylaşmak için sabahı zor ettim! Görünen o ki Steafano ve Domenico, herkesin özlemi olan o ‘büyük aile’ ile karşımıza çıkmış, klasik İtalyan filmleri Dolce&Gabbana Menswear Summer 2012 kampanyasında yeniden can bulmuş. Gündelik hayatın farklı anlarından kesitler sunan ve yaratıcılarının eğlenceli, bazen fazlasıyla hareketli ama sürekli akıp giden yaratıcılıklarını İtalyan değerleriyle örtüştürdüğü kampanyayı Mariano Vivanco fotoğraflamış. Çok özel ön gösterim fotoğraflarıyla İtalya’nın güneyinde bir yolculuğa çıkıyoruz, haydi..
* Stefano and Domenico is making us meet that ‘great family’ we always wanted. This time, their continuous creativity depicts Dolce&Gabbana as fun, somewhat risky and always heart-warming Italian cinema. Let’s sail to a small village in Southern Italy with these exclusive preview images of Menswear Summer 2012 campaign shot by Mariano Vivanco.
Biraz ışık olsun, ben fotoğraf çekmeye başlarım. Biraz ışık olsun, benim fotoğraflarım çekilmeye başlansın. Hava kapalı mı? Sapsarı bir kazakla ben ışık saçarım. Bir papyon, bir fotoğraf makinesi, bir kedi, tamamım. [şiir oldu adeta!]
* Let there be light, so I can take more photos. Let there be light, so you can take my photos.
Clouds all around? I shine with some yellow jumper. A bow-tie, a camera and a cat; I’m done.
Sonbahar/Kış sezonu geldi, yeni dergiler raflara dizildi. Ben de bir süre önce alıp masamın üzerine süs niyetine yerleştirdiğim Vogue Hommes International yeni sayısını azıcık kurcalayayım dedim ve ne göreyim, geçen sayıda Prada’lı, özel-yapım-metal-çoraplı styling işiyle aklımı alan Panos Yiapanis, bu defa da Teen Spirit adlı çekimde maharetini konuşturmuş. Riccardo Tisci for Givenchy, DSquared ve Dolce&Gabbana gibi iddialı parçaların yanında en çok dikkat çeken şey çekimin genelinde Panos Yiapanis’in stüdyosu tarafından hazırlanan ürünlerin bulunması. Farklı, flamboyant, uzun uzun bakılası..
* Fall/Winter magazines are on the shelves and finally I got my hands on Vogue Hommes International. While having a quick sneak peek, I came across to the feature called ‘Teen Spirit’ which styled by Panos Yiapanis. You may remember him from crazy Prada-metal-sequin shoot on the previous issue of the mag. This time he creates looks using Riccardo Tisci for Givenchy, DSquared and Dolce&Gabbana; adding a different taste with his own styling studio garments. Distinct, flamboyant, eye-catching..
Kış gelir gibi yapıp gelmiyor. Daha doğrusu aksırıp tıksırmalar başladı ama o da böyle güneşli havalara yakışmıyor. Ekim’in ilk günlerinden birisi, önümde The North Face Sonbahar Kış 2011 ürünleri, sanki üşümem gerek ama Ortaköy’den pırıl pırıl denize bakıyoruz öğle üzeri. Kıştan rol çalan bir yaz gününde, önümde dizilmiş bu sıcak ve renkli ürünler arasından en sevdiklerimi seçip yazıyorum listeye, ‘Zamanı gelince alınacak!’ diye.
En ‘teknolojik’ ürün: E-Tip Gloves – elleri buz gibi soğuğa çıkartmadan dokunmatik ekranlı telefon kullanabilmek, oley! Benim gibi telefonundan 3 dakikadan fazla ayrılamayanlar için kesin çözüm!
En ‘sıcak’ ürün: Diez Jacket – o kadar hafif ve o kadar yumuşak ki, mont olarak giymediğim zamanlarda yastık olarak kullanmayı planlıyorum. Kadın ve erkek için ayrı kesimleri, herkes için renkleri var.
En ‘yok artık’ ürün : Super Suila Jacket – giyer giymez ‘Kurabiye Canavarı’ gibi hissettim! Yumuşak, sıcak, içinden çıkmak istemeyeceğim kadar güzel renkleri var.
Hepsi aşağıda, siz de bir göz atın, kışa hazırlıksız yakalanmayın. Hapşuuuuuuuaaaah! Fırk, fırk..
* Winter should be coming but we still have those lovely sunny days around! It’s one of the very first days of October and we are staring at the shiny Bosphorus from Ortaköy, surrounded by warm and colorful The North Face Fall Winter 2011 products. I am noting down these three as ‘Must have items!’
Tech-love : E-Tip Gloves – ideal for those who can not leave their touch-devices more than a minute! Still Tweeting while ewaring those gloves, cool.
Warm-love: Diez Jacket – keeps way warmer than any others around. May be used as a pillow if not used as a jacket; that soft, that light!
Whoa-love: Super Suila Jacket – gives me the ‘Cookie Monster’ moment! Soft, airy, warm yet stylish with gorgeous colours! Don’t wanna take it off!
All of them are available at The North Face for the Fall Winter 2011 season. Check them out, get ready for the winter. Acchoo! Sniff, sniff..
Durumum ortada: iş ayakkabıya geldiği zaman biraz takıntılıyım. Sneaker gibi sportif bir şey için deli olduğum günleri ‘Ah, şöyle uzun boğazlı bir botum olsa!’ diye ağladığım günler takip eder. Spor ayakkabılarla da henüz tam olarak ateşkes ilan etmiş sayılmayız. Klasik ayakkabı konusuna ise hiç girmiyorum, malum; derisiydi detayıydı rengiydi derken bambaşka bir dünya. Peki bütün bu birbirinden farklı dünyaları bir arada görme şansımız olsa?
Merak etmeyin, çeşitli ayakkabıları kesip biçip birbirine ekleyen bir sanat projesinden bahsetmeyeceğim. Aksine, hem sportif hem şık olabilecek yeni Dolce & Gabbana sneakerları paylaşacağım sizlerle. Hem de çok özel bir şekilde!
Bu yeni Dolce & Gabbana modelleri klasik ayakkabı görünümlü spor ayakkabı adeta! Ya da şöyle diyeyim, tasarımcı şıklığının sneaker sevenlere yansıyan haline doğru ilk adım! 2012 Ilkbahar Yaz sezonunda karşımıza çıkacak bu modeller arasında benim sizlerle özellikle paylaşmak istediğim, sadeliği ve şıklığıyla öne çıkan ‘Guatemala‘ oldu.
Tek renk, abartısız, şık, rahat ve bir de Dolce & Gabbana! Daha ne isterim ki? Tamam, yalan yok, hepsini isteyebilirim! Bu sneakerların üzerine giyecek çeşit çeşit Dolce & Gabbana kıyafetler isteyebilirim, Domenico ile kanka olup Stefano ile kahvaltılara gitmek isteyebilirim, sonracığıma.. Susayım artık, değil mi?
Dolce & Gabbana 2012 Ilkbahar Yaz sneaker modelleri ve daha fazlası için bir gözünüz Swide.com ‘da olsun, onların çok daha özel ve fazla şey paylaşacağından eminim!
Let me put it straight: I’m a little bit picky when it comes to the shoes! One day I ache for a lovely pair of sneakers and the next day I cry for rider boots! We don’t have a truce with the trainers yet and what about formals? Oh, it’s a total different world filled with Oxford, Derby, Brogue and so on! What if I give you a collision of these now?
Don’t worry, I will not write about some art project which cuts and pastes different styles into one. Instead, I will share Dolce & Gabbana SS 2012 sneakers, totally sportswear, totally classic, oh well, a genuine mixture of all!
These new sneakers are ‘must-have’ and I have started organizing my closet to have some extra space for them! Especially for ‘Guatemala‘ – single colured, simple yet elegant, well-tailored sneakers! With these sneakers, I am ready for a long long day with a casual brunch, followed by a ‘serious’ blog project meeting and a night-out with friends. What can I want more?
Oh gosh! I want all of the new sneaker models, I want more Dolce & Gabbana garments in my closet, and then I want to be best buddies with Domenico and then I want to have a delicious breakfast with Stefano, and… I guess I should stop that!
If you want to hear more about these new Dolce & Gabbana sneakers, keep an eye on Swide.com . I bet they have lots to say about these new babies!