Tag Archives: İstanbul

Getting Ready For IFW: Gamze Saraçoğlu

‘Gamzeeee bak Istanbul Fashion Week yaklaşıyor, ne alemdesin? Geleyim mi sana?’ diye şımaralı bir kaç gün olmuştu ki Gamze Saraçoğlu çok özel bir hazırlığa şahit olmak üzere davet etti beni.

Bir tasarımcı için en önemli süreçlerden birisi moda haftasına hazırlık. Düşünsenize, aylarca üzerinde kafa yorduğunuz, sonrasında kocaman bir ekiple tek tek işlediğiniz yaratıcılığınız bir kaç dakikada insanların gözleri önünden akıp geçiyor, olumlu olumsuz yorumlar yağıyor, alkışlar arasında tek düşünebildiğiniz ‘Acaba beğenildi mi?’ oluveriyor. Bu heyecanı bildiğim için de Gamze’ye açık açık söyledim, ‘Böyle kasıntı bir röportaj istemiyorum, sen çalışırken izlemek, ilham almak, olağan halini paylaşmak istiyorum.’ dedim, beni kırmadı kabul etti, yeni koleksiyonunu herkeslerden önce paylaştı, heyecanına ortak olmamı sağladı. [Ben de tabi ki modelleri ve renklerin bazılarını sürpriz olması için sakladım, deforme ettim, bir ay daha sabredebiliriz değil mi?]

Hazırlıklar tüm hızıyla sürüyorken girdim ofise. Etrafta koşuşturma, herkeste bir heyecan. Bir baktım ki fitting yapılıyor bir model üzerinde, elbiselerin bazları üzerinde de oynamalar devam ediyor. Gamze o kadar enerjik ve neşeli ki, nazar değdirmemek için beğendiklerimi söylerken iki üç kere düşünüyorum en az. Zaten buluştuktan sonra bir süre ne Facebook ne Twitter üzerinden bir şey yazmadım, yine nazar değmesin diye.

 

Rüştünü ıspatlamış bir tasarımcı olsan da ‘yaratıcı beyin’ durmak bilmiyor. O hepimizin sorduğu ‘Oldu mu?’ sorusunu soruyor, olduğundan eminken bile. Ben her gelen elbise ile kendimden geçerken o sağını solunu tekrar elden geçirmek için hevesleniyor, bir anda yeniden yaratıyor karşısındaki kadını.

 

Etrafındakiler onu durdurmaya çalışsa da bazen alıveriyor eline makası, senin benim hiç anlamayacağım ufak bir şey rahatsız ediyor onu, yakalayıp çıkartıyor, pürüzsüz hale getiriyor. Aslına bakarsanız şu yukarıdaki halini görünce ben de biraz endişelendim zira makasla oynadığı elbisenin üzerinde 2 çalışanının günde 7 saat çalışarak ürettiği çok özel bir iş var. Defilesinde hepimizin ağzını açık bırakacağını düşündüğüm bu ağır işçiliğin üzerine makası atıverince odada bir anda bir sessizlik… Ama o dönüyor ve ‘Oldu, şimdi oldu!’ diyerek kocaman gülümsüyor ekibine.

 

Ekibi demişken, tabi ki böyle bir markayı yaratmak tek başına mümkün değil. Asistanları, ustaları, stajerleri derken kendisini ziyaret ettiğim sırada ofiste 20′den fazla heyecanlı yüz vardı çalışan. Her birinin katkısı çok büyük; hepsi Gamze’nin hayalindeki kadını yaratma yolunda kocaman adımlar atan insanlar.

 

Bu ekip olmadan mümkün olur muydu böyle ağır işlemeler elbiselerde? Ben her elbisede daha da fazla şaşırıyorum, Gamze seviniyor ben beğendikçe, karşılıklı bir çeşit mutluluk ve heyecan komasında inceliyoruz önümüzden geçen parçaları. Bir ara gerçekten Project Runway jürisi gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim: Orası biraz daha yana mı kaysa? Rengi çok güzel, kumaşı da şahane. Ama belki biraz kısalsa? Tabi modeller daha da uzun dikkat etmeli buna! 

 

Elbiselerin renklerinden azıcık sürprizleri paylaşmış olsam da ayakkabıları ve diğerlerini ulu orta koymak istemiyorum. Eh, podyumda ağzımızı açık bırakacak işleri şimdiden keşfetmeyelim değil mi? Ancak şu kadar söyleyeyim, ayakkabılar için bile böyle ayrıntılı düşünerek ilerleniyorsa, catwalk delirtecek bizi, eminim.

 

Tam 2 saat boyunca henüz gün ışığı görmemiş tasarımları inceleyip baştan aşağıya defile hazırlıklarını gözden geçirdim ya, en sonunda dayanamayıp paylaştım Facebook ve Twitter’dan. Gelen yorumları ve beğenileri de hemen paylaştım Gamze’yle, catwalk başlayana kadar yaşayacağı heyecanı biraz olsa da azaltsın, ona destek olsun diye.

Gamze Saraçoğlu için önümüzdeki 1 ay Istanbul Fashion Week’e hazırlık demek.. Üst üste toplantılar, yeni fikirlerle eskileri kaynaştırma çabaları, kumaşları kusursuz hale getirip son dokunuşları eklemek, aklındaki modern kadınları yaratmak ve 10 Eylül Cumartesi akşamı saat 19:00′da Istanbul Fashion Week podyumunda parlamak demek. Eh, artık ne diyebilirim ki? Orada görüşmek üzere.. (Defile saati henüz netleşmedi sanırım, 17:30 da olabilirmiş, kesinleşince haberdar ederim sizi zaten.)

*Gamze Saraçoğlu ve ekibine kocaman teşekkürler, her zamanki gibi çok tatlısınız..

- Yesterday I had the chance to visit one of the top Turkish designers and my lovely friend Gamze Saracoglu in her office while she was having the fitting session for the upcoming Istanbul Fashion Week. These designs are -naturally- top secret and I was one of the very first people to see them! The energy of the team was incredible while they were improving the base designs. Gamze, herself is a talented tailor to change the look with the help of scissors in a flash of the eye. She cut the skirt loose while all the team went shocked since the skirt had hours of man work to be processed! She used those scissors, looked at the team smiling and said ‘Now it’s done!’ How cute! I examined more than 10 looks from the collection with comments and laughs going on and finally had the chance to see some styling ideas, shoe models etc for the show. Since the models and colours are to be kept as a surprise, I blurred and desaturated some of them while posting here. The rest to be seen on catwalk, 10/09/2011 at 19:00 in Istanbul Fashion Week! Good luck Gamze, though you do not need any luck at all!  (Time of the show may change, I will inform you all when it is set.)

* Thanks a lot to Gamze Saracoglu herself and the teams, you are so sweet as always..

Haftasonu Dolusu Moda

Tamam, bıyıklara alışmak biraz zaman alıyor. Ancak dolu dolu geçen haftasonundan kalan bu kare gösteriyor ki sadece ben değilim bıyıkları yeniden ‘moda’ ilan eden.

Cumartesi’nin ilk bir kaç saatini Sapphire AVM içerisinde yer alan T.Box mağazasında geçirdim. Bizim o alıştığımız kutucukların yerini kocaman kocaman mağazalar alıyor, hazır olun derim.

Mağaza içerisinde pek çok ‘alışılmadık’ alet edevat var. Nasıl denir.. Heyecan var! Askılarda önünüzden kayıp giden elbiselerden dijital fiyat ekranlarına kadar pek çok eğlenceli ‘zımbırtı’ T.Box mağazasında bizimleydi.

Bir de şu çok konuşulan ayna!

Bilun Şen ve Cindrella Under The Umbrella ile fotoğraf çektirip bunu dünya alemle paylaşabilen hatta yeri gelince size öneriler verebilen aynanın önünde şımarmadan ayrılamazdım o mağazadan!

Şehirde hayat hızlı. Sarıyoruz bir sonraki güne. Gece Mini Müzikhol’de geçince, 3 saat uyku bile yetiyor bünyeye. Yükselen güneşi Kız Kulesi’nde karşılıyoruz hep birlikte.

 

Şehirde hayat hızlı ama anı çok. Anlatılacak, paylaşılacak, yaşatılacaklar da çok. Bilkent Kültür Girişimi de bunu görmüş, İstanbul’u taşımış tasarımlara. Kız Kulesi’nde ağırladı bizi bir Pazar sabahı, tam yeri tam zamanında. Ürünler ise bir tık uzaklıkta!

Ardından hep beraber Karaköy sokakları, Fransız Geçidi, Köşkeroğlu tatlıları, Tophane’nin nargile dumanı. Üstüne bir de Kağıthane‘nin bu muh-te-şem ürünleri.

Kağıt sanatı denince akla gelecek bu adreste her yerde eğlenceli ve esprili ürünler; çay tabağı desenli bardak altlıklarından ‘Nayır Nolamaz’ notlarına kadar. Uğrayıp keşfedin, alın götürün diye!

Sonrasında artık haftasonu bitmeye yakın. Eve doğru uzun bir yürüyüş, yolda tanıdık yüzler. Bir de baktım rengarenk ışıklar oynuyor ileride, yok yahu, Seda Yılmaz‘ın ayakkabılarıymış meğer!

Bu güzelliklerle vedalaşmak zor ancak haftasonu bu kadar gezinti yeter.

Bak işte, şehir böyle doluyor kimi zaman. Bir haftasonuna ne kadar moda, ne kadar tasarım, ne kadar eğlence sığıyor istenince. Pazartesi günü de oturup haftasonundaki onlarca fotoğraf arasından en güzellerini seçmek kalıyor geriye. Zaten diğerleri de Facebook ya da Twitter üzerinde.

Kim Daha Şımarık?

Spoil mi?

Şişhane’de bir hareketlenme olduğu malum bu aralar. Metro çıkışından Odakule’ye doğru uzanan cadde’deki yeni yeni iddialı mekanlar, bu bölgenin yeni bir cazibe merkezi olup olmayacağı üzerine tartışmalara yol açadursun; biz bir kadeh beyaz şarap eşliğinde kendimizi şımartmayı başardık SPOIL’de.

Yaklaşık bir haftadır bu özel açılış davetini bekliyordum. Gördüm ki herkes aynı şekilde bekliyormuş – o ne kalabalıktı öyle? Bu ilk ziyareti çok uzun sürdüremedim dün gece, ancak en kısa zamanda tekrar Şişhane yollarına düşüp uzun uzun şımaracağım Spoil‘de.

Istanbul Fashion Week mi?

Evet, malum takvim açıklandı, Istanbul Fashion Week için geri sayım da hızla devam ediyor. Eminim pek çoğunuz bu takvimi evire çevire inceledi. Ancak ben bu sene de takvimi görünce kocaman bir “of” çektim!

Bence Istanbul Fashion Week de şımarmış, yine! Özlem Süer? Yok! Bahar Korçan? Yok! Hakan Yıldırım? Yok! Peki..

En çok konuşulan tasarımcılar nerede peki, bir bakalım. Zeynep Erdoğan ve Zeynep Tosun, yine karma defilede. Rüştünü ispat etmek için kaç karma defile daha gerekiyor acaba? Günseli Türkay, Özgür Masur ve Gamze Saraçoğlu gibi isimler ise gündüz niyetine, arada derede.

Peki ya prime time? “Açık arttırma ile defile saati satın alınması” tekniğinin sonucu olarak Ramsey, Colins ( ?! ) ve Koton gibi bir kaç markanın elinde.

Şahsi görüşüm, bu teknik her ne kadar kaynak yaratsa da Istanbul Fashion Week ruhunu zedeliyor, tasarımcı ve katılımcıların hevesini kırıyor. Prime Time dediğimiz akşam saatlerinde – hele ki benim gibi iş çıkışı zar zor Santral’e yetişmeyi planlayanlar olduğunu da göz önünde bulundurursak ilk iki günün en önemli saatleri bunlar oluyor- görmek istediğim isimler çok daha farklıydı..

Neyse, moral bozmadan, Istanbul Fashion Week sürprizlerime yoğunlaşmak çok daha iyi olacak sanırım. Ve tabi son iki günü doyasıya yaşamak için şimdiden bol bol enerji depolamak.

Koray Caner mi?

Belki ben de şımarmışımdır bu aralar. ELLE Ocak 2011 sayısında, ELLE Style Awards özel ekinde kendimi görünce..

Ya da bir kaç kere daha HaberTürk web günlüğü köşesine taşındığım haberini alınca..  [her seferinde başka blog yazarı arkadaşlarımın çıktığı günleri onlara haber verip kendi çıktığım günü kaçırsam da :( ]

Ben de şımarmış olabilirm evet, ama kararında. Emin olun sadece yeni projeler yapıp çok daha güzel şeyler paylaşabilmek adına. :)

Diane von Furstenberg Istanbul’da

Evet, Istanbul’da! Diane von Furstenberg , hem pırıl pırıl mağazası hem de bütün canayakınlığıyla Istanbul’da! Nerede? Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi, Brandroom’da! Peki ya açılışta gözüme çarpanlar?

Askılarda herkesin aklının bir parçasını bir dikişinde bir detayında bıraktığı elbiseler.. “Benim olsun!” çığlıklarının en yakından duyulduğu kareler..DvF ile bir araya gelen ve mağazanın açılışında birlikte olan -özellikle kadınların- büyük heyecanı..

DvF’de çalışan bir Türk’ün elinden çıkan, sadece Istanbul’da satılacak olan, açılış gecesi görücüye çıkan eşarplar.. Nazlı Soylu adı sadece DvF’de kalmasın, ileride daha çok duyulsun diye iç çekmeler.. “Renklere bayılmamak mümkün mü?” diye düşünüp hayran hayran bakmalar..

Elimde bir dergi ya da daha iyisi DvF’in hayatından kesitleri okuyabileceğim bir kitapla yayılabileceğim o koltuk; saatlerce çıkmak istemeyeceğim o mağaza..

Istanbul’u da listesine ekleyen, şehirden büyülendiğini her fırsatta dile getiren, sımsıcak bir kadın, Diane von Furstenberg ..

Yüzümde garip bir ifade, “Bu kadının yanında nasıl bakarsam bakayım, ne ifadem olursa olsun bomboş kalacağım!” hissi, fotoğraf sonrası bir garip şaşkınlık, yakınlık hissi..

Hoşgeldin Diane von Furstenberg, iyi ki geldin..

Istanbul Fashion Week – III

“Blogger aşağı, blogger yukarı” geçen son gün.. Istanbul Fashion Week, son gün..

Hafta içi yorgunluğu ve IFW’deki sinir savaşlarının da etkisiyle geç başlıyoruz güne, çok övülen Özlem Kaya defilesini kaçırıyoruz. Olur, insanlık halidir. Ama yok.. Değilmiş.. Görüyoruz ki bir “büyük dergi” takmış kafayı, Twitter üzerinden nanik yapıyor bize, “Ama siz Özlem Kaya’da yoktunuz, madem önemsenmek istiyorsunuz, hepsine geleceksiniz.” modunda.

Bu ne ki şimdi? Bu, daha başlangıç.

Özlem Kaya’yı kaçırdık ama Gamze Saraçoğlu var önümüzde, AVVA var, Özlem Süer var, en nihayetinde de çok konuşulan KOTON var.. Gamze Saraçoğlu defilesinden bir önceki yazıda bahsetmiştim, etkileyiciydi. Merak edenler için ufak bir göz atma fırsatı, o yazıda.

Yine köşe kapmacalar, zar zor girişler derken AVVA’ya geliyor sıra. “Bunu istiyorum!!” heyecanı kadınlardan erkeklere geçiyor. Yeni koleksiyonda önümüzden geçen pek çok parçaya göz koyuyoruz. Aklınızda bulunsun sizin de, AVVA bu sene de bakılması gereken mağazalar arasında.

Sonra bir anda dünyamız değişiyor. “Bloggerlar alınacak mı?” dedikoduları arasında tekneye atlıyoruz, istikamet, Kız Kulesi! Özlem Süer’in masalını dinlemek üzere tekne tekne insan taşınıyor güzelim masal ülkesine. Tahta bacaklar, kanatlı akrobatlar, Kız Kulesi’nin hikayesinden fırlayan meyve sepetleri.. Böylesine güzel bir ortamda gerçekleşiyor defile. Tasarımlar beni pek cezbetmese de, sırf bu mekan/ortam için teşekkür etmem gerek Özlem Süer’e.

Ardından işin cılkının çıktığı “KOTON” defilesine geliyor sıra. Malumunuz çooook çoook ünlü manken ablamız Alessandra Ambrosio da bu defilenin podyumunda, ortalıkta “VIP’ler bile giremeyebilir bu gece.” lafları yankılanmakta.

Birinci şok : Kapıda basın kartımıza bakıp “Bu gece bu kart geçersiz.” lafını işitmek. Hum.. Pardon? “Gidip girişten bu defileye özel giriş kartı alacaksınız, davetiyeler de sınırlı sayıda.”  Ee. Peki madem, gidilsin.

İkinci şok : “Efendim KOTON defilesinin tanıtım işleri IFW’nin genelindeki gibi ImagePR’a değil de Pro İletişim’e aitmiş. Birinden diğerine giden listeler de varmış ama birinin kendi listeleri varmış, bi de Koton’un davetlileri varmış.”

Ne? Nasıl? Peki ne oluyor şimdi? “Adınız davetli listesinde var mı?” Baktırıyouz yok. E hani biz basın kartımızla, basın olarak her defileye girebiliyorduk, bu nedir? Soruyorum, “Pro İletişim’den çok sevdiğim Feride Hanım buralarda mı?” diye, “yok” deniyor, “gelmeyecek”. Nasıl gelmez yahu? [Sonradan kendisiyle karşılaştım, benden de beter üzgündü kendisi.] Soruyorum, “Peki her defileye davetliyken bunda sizin bu tafranızı nasıl çözeceğiz?” diye, “Bizi daha fazla meşgul etmeyin.” deniyor.

E bu kaosu KOTON ile birlikte yaratan sizseniz, bir de böyle bir muamele üzerine, ben kimi meşgul etmeliyim acaba, söyler misiniz?

Yarım saati aşkın süren “anlayışsızlık” gösterisi sonunda tam da lanet okuyup çıkarken çağırıyor beni birisi, “Tabi ki yardımcı olacağız.” diyor, hem Pro İletişim’i hem defileyi birazcık da olsa kurtarıyor. Ancak iş bununla biter mi?

Üçüncü şok : Giriş yaptıktan sonra içeriye alınmayı beklerken, tam da bize sıra gelmişken “İçerisi doldu, alamıyoruz.” deniyor. Nasıl yani? Kim girdi içeri peki? Bu kadar davetli ne olacak dışarıda?

Kendimi değil de yanımdaki adamları düşünüyorum bir anda. Adam KOTON’un en başındaki isimlerin yakın arkadaşı, davete icabet etmiş, gelmiş, kapıda kalıyor. Adam KOTON’un bilmem hangi bölge dağıtımcısı, şirketinden çağırılıp gelmiş, kapıda kalıyor.

Kapı önünde rezalet, içerisi dolduğu için bekletilen onca insanın yanından içeri alınan başka başka insanlar. Hani doluydu yahu? Bunlar kim o zaman? Ya da neden kapasitesi belirli olan bir mekana fazla fazla insan davet ediliyor, anlatsanıza?

Öyle ya da böyle, “Bu iş inada binecekse, ben de o kapıdan içeri gireceğim.” dedim ve girdim. Girdiğimde gördüğüm şey çoktan başlamış bir defile ve kırmızı halıdan bir adım sonra kalabalıkta ayakta tıklım tıkış defile izlemeye çalışan insanlar.

Sonra dedim kendi kendime, “Anlatmazsan bilmezler, anlat.”

İlk yazıyı yazdım, çok yankılandı. Tartışma başlattı, ne mutlu. İkinci yazı daha hafifti, suya sabuna dokunmadı. Bu yazı da böyle olsun, bilsin insanlar başımıza gelenleri.

Özet mi?

Istanbul Fashion Week, 4 gün süren bir macera oldu. Güvenliğin yanlış yönlendirmesi sonucu klima borularının altından, sular içinde içeri alınmayı da gördü bu bünye, bir kaç derginin (ALL , MAG vb.) çalışanıymış gibi pek çok kartla içeri giren garip insanları da, kendileriyle hiç konuşmadığımız halde bize “Aman bize bulaşmayın.” diye münakaşa başlatan online kadın dergisi çalışanlarını da, her fırsatta bize karşı tutum almış insanların eline geçecek bir koz daha çıkarmamak için susmayı da.

Ve en çok da yurtdışından pek çok yerden çeşitli davetler alıp da Istanbul’da, kendi ülkemizde adam yerine koyulmamayı gördü bu bünye. Bir daha tekrarlanmaması ümidiyle.

V2K Designers Beni Sevdi

Cumartesi gününün en renkli yanı V2K Designers tarafından gerçekleştirilen blogger buluşmasıydı.

Duyurulduğu andan itibaren Twitter’da ve bloglarda “Sen geliyor musun?” , “Kaçta orada olursun?” , “Ne giyelim ki?”  soruları yankılanıp durdu. Nasıl olacağı, kimlerin geleceği merak konusuydu.

V2K Designers Nişantaşı mağazasına ulaştığımda camekandaki yazılar tarafından karşılandım.

V2K Designers

İçeriye nasıl daldığımı hatırlamıyorum bile! Pek çok blogger, sadece küçük bir profil fotosundan ibaret gözümüzde. Bir kısmı da özenle kendini saklıyor. İçeridekilerden hangileri blogger, hangileri blog okuyucusu, hangileri V2K Designers çalışanı, hangileri sadece alışveriş keyfi yaşamak için oraya gelmiş, bilmek mümkün değil!

En iyisi kendimi ortaya atmaktı, ben de öyle yaptım! Gidip herkese “siz kimsiniz” şeklinde yaklaşmak biraz garip karşılanmış olsa da işe yaradı sanıyorum.

Güzel tasarımlar arasında, güzel mağazada, güzel müzikle başladı muhabbetimiz. Ben bloggerlardan pek çoğuyla ilk kez yüz yüze görüşme fırsatı bulduğum için hiç fotoğraf çekmedim, enerjimi tanışıp kaynaşmaya harcadım resmen!

Bu yazıda bile blogger arkadaşlarımın çektiği fotoğrafları kullanıyorum, umarım onlar beni anlayışla karşılarlar. Tembel koraycaner!

V2K Designers

Herkes hakkında kişisel bir iki şey yazmak istesem de uzun olacağı için vazgeçtim; ama günü birlikte geçirdiğim herkes, evet herkes, çok heyecanlıydı! Bir araya gelmek, güzel işler üzerine birlikte kafa yormak adına güzel bir fırsat olduğunu fark edip hemen bıdır bıdır konuşmaya başladık.

V2K Designers

Her ne kadar bazı bloggerlar -sanırım gizli kalmak adına- sessiz sakin, seyirci olarak kalsalar da biz bir ara styling işine bile girdik!

Ben bu buluşmayı güzel bir başlangıç olarak ele alıyorum. V2K Designers bize doğru attığı bu adımı umarım daha çok içselleştirir, daha güzel işleri birlikte yapma fırsatımız olur. Çünkü artık gerçekten herkesin kalemi etkili, herkes insanların fikirlerini değiştirme gücüne sahip. Bizler de şu anda bile yazdıklarımızla okuyanlarda bir fikir yaratıyoruz.

Ben milkshakelerden, yaratılan ortamdan, bir araya geldiğim insanların heyecanından; bir bütün olarak V2K Designers blogger buluşmasından çok mutlu ayrıldım. Teşekkürler!

V2K Designers

Tembel koraycaner’den dip not:

V2K Designers Blog , CindrellaUnderTheUmbrella, StyleBoom, BilunŞen ve  Nil Ertürk o günkü ortamı size en güzel şekilde anlatacak kareleri paylaştılar, direk buralara yönelmek en mantıklısı olacak bence.

Where The Continents Meet

Koray Birand for BlackBook 0

Koray Birand, BlackBook Magazine Nisan 2010 sayısı için gerçekleştirdiği “Istanbul: Where The Continents Meet” çekiminde, güzel model Aleksandra Matuszak ile İstanbul’u bir araya getirmiş. Bana da bu muhteşem güzellikleri size kendi kalemimden anlatmak düşmüş.

Koray Birand for BlackBook

günün ayrı dert, gecen ayrı tantana.. bir tek damarlarında dolaşan gerçek “buralılar” bilir ama bu tadı.. İstanbul’un içinden geçiyor her günüm, tek anda.

Koray Birand for BlackBook

bir parça deniz tuzu verin bana.. bir vapurun ıslığıyla yıkansın sonra.. üstüne çay bardakları, şıkır şıkır.. durdurun zamanı, biz içinde kalalım, İstanbul’da..

Koray Birand for BlackBook

ışıkları yansın şehrin.. göğe yükselen onlarca göz, şehrin gözünden baksın.. bir kadının belinden çekilsin o el, İstanbul’un koynuna dolansın..

Koray Birand for BlackBook

kaldırımlarda bir Rum’un mızıkasında inleyen şarkı, onun kulağından benim dilime konsun.. yıllarca birlikte dalalım köprüden ışıklara.. İstanbul kalalım..

Koray Birand for BlackBook

koşturan çocuklar arasında yüzünü gördüm.. bıraktım yola düşen gölgemi, o çocukla büyüdüm.. İstanbul beni büyüttü, ben İstanbul’u büyüttüm..

Kahve Festivali Başladı

Bugün İstanbul’da Kahve Festivali başlıyor, biliyor muydunuz?

Ben tam Starbucks House Blend‘imi hazır edip odamı bir güzel kahve kokusuyla doldurmuştum ki, bu haberle karşılaştım..

2010 İstanbul Kahve Festivali, 19-21 Şubat tarihleri arasında Binbirdirek Sarnıcı’nda gerçekleştiriliyor!

kahvefestivali

Festival sitesinden ve festivale ait Twitter sayfasından aldığım bilgilere göre bu etkinlik, Türkiye’de kahve ve kahve teknolojilerine özel ilk festivalmiş.

Festival süresince de “Türkiye’nin Kahve Yıldızları” yarışması adı altında “Kahve Tadım”, “Latte Art”, “Barista”, “Alkollü Kahve” gibi kategorilerde yarışmalar düzenlenecekmiş.

kahvecekirdek

Sponsorlarlar ve katılımcılar arasında Krispy Kreme, Kütahya Porselen, Efes Dark Brown ve Hare Likör gibi kahve ile ilişkili isimler var. Açıkcası “kahve” üzerine bu kadar geniş düşünülüp bu çeşitlilikte sponsorlar bulunması harika!

İstanbul’da olsam kaçırmaz, girebilmek için her yolu denerdim.Benim gibi kahve sevenler de kaçırmasın, girmek için bir yol bulsunlar.

Kopenhag Deneyimi Kutuda!

kopenhag

Kopenhag üzerine bir oyun!

Evet, bu masa üstü oyun, oyuncularına bir Kopenhag deneyimi yaşatmak için hazırlanmış ve fotoğraflardan gördüğümüz kadarıyla muh-te-şem!

Monopoly benzeri bu oyunu gerçekten çok merak ettim, çünkü gördüğünüz gibi ayrıntılara çok önem verilmiş ve gerçekten türünün en güzel örneklerinden olmaya aday.

kope

Piyonlar arasında “bisikletle Kopenhag turu atan genç” ve  ”çocuklarıyla bisiklete binen anne”  gibi örnekler mevcut; oyundaki paralar da Kopenhad özelinde tasarlanmış.

Bu örneği görünce ilk olarak “Ne olur birileri de İstanbul için bunu yapsın!” dedim yüksek sesle!

Bu kadar özellikli, güzel düşünülmüş ve oyuncularına “İstanbul deneyimi” yaşatma amacı ile hazırlanmış olan bir İstanbul oyunu da olsa, herkesin evinde bulunsa, ne tatlı olurdu..

Hele de şu “2010  Avrupa Kültür Başkenti ” payesi ile gözler İstanbul’a çevrilmişken..