Tag Archives: Hermès

Brand New Day – Vogue Nippon

Ben sadece “Ne kadar güzelsiniz!” demek istiyorum.

Vogue Nippon, Ağustos 2010

Brand New Day başlıklı bu çekim, MUH-TE-ŞEM!

Her sayfada başka bir markanın ürünleriyle bezenmiş kadınlar.

Çekimlere baktıkça, nasıl da markaların kadınlarda vücut bulduğunu daha iyi anlıyor insan. Ya da kadınların markalarla bütünleştiğini mi demeliydim?

Söz sizde, bakın bakalım, siz bu kadınlardan hangisi olurdunuz?

Hangi marka sizi en iyi anlatırdı?

Moda Tutkunlarına Fast-Food, McFancy!

TheCoolHuner.net yaratıcı bir pazarlama, dizayn ve mimari portalı; ve 2010 yılında karşımıza Access Agency isimli bir ajansla, iddialı işler yapmak için çıkmaya hazırlanıyor.

Bu işlerden henüz iş verenin haberi var mı bilmiyorum, ancak McDonald’s için hayli ilginç bir konsept çalışma hazırlamışlar.

Temel olarak konumuz, sevdikleri ünlü markalardan ayrılmak istemeyen kitleye yönelik bir McDonald’s yaratmak – ki buna McFancy adını vermişler.

McFancy’ler moda haftalarında, ihtiyaca yönelik hazırlanacak özel McDonald’s şubeleri gibi düşünülmüş. Smokinli garsonlar, gümüş yemek takımları, VIP yemek odaları gibi anti-McDonald’s özellikleriyle dikkat çekiyor.

Konsept tasarımdaki şu görsellere bakacak olursak lovemark’larına sahip çıkan kitleyi fazlasıyla memnun edecek eğer gerçekleşirse.

mcfancy1

mcfancy2

mcfancy3

mcfancy4

Ortaya çıkan işlerin göz doyuruyor olması bile yeterli! Bakalım bu tür bir iddiaya McDonald’s sıcak bakacak mı?

Benim kişisel fikrim, bu menüleri sadece görsel olarak değil de içerikleri itibariyle de markalara uyumlu halde hazırlamanın daha iyi olacağı yönünde.

Örneğin McGucci, McPaulSmith gibi farklı burgerler, menülerde farklı kombinasyonlarla hazırlanırsa işte o zaman tadından yenmez.

Bana bir McChanel ver, No:5 olsun!

Bir Nefeste Bir Hafta!

“Bir haftadır nerelerde bu çocuk?” dediğinizi duyar gibiyim demek isterdim ama diyemiyorum, hani neredeyse kimse sormadı.

Ancak ben geçtiğimiz haftanın olanını bitenini paylaşmak istedim. Zira ajandada çok güzel bir İstanbul gezentiliği vardı.

O kadar çok şey yaptım ki kısa bir özet bile canınızı sıkabilecek derecede uzun olacak..Başlıyor!

Nişantaşı’na çıkarken Hermès‘e bakakaldım, evet! Cesaret gösterip Prada‘ya burnumu sokuverdim. V2K Designers‘ta Vivienne Westwood Erkek tasarımlarına salya akıttım.

Kırıntı‘da “starter” denen şeylerin aslında ana yemek kadar doyurabileceğini hatırladım, ve fakat Nişantaşı Kırıntı’da ilaç niyetine bir priz bulamayacağımı öğrendim. Ha tabi bir de bir ayrıntı.. Menüde hem “soğan halkaları” var hem de “onion rings”. Hayırdır inşallah? Efendim, “onion rings” olan kocaman soğan halkalarını direk kızartmakmış da “soğan halkası” olan soğan püresinden yapılan kızartmaymış.Vay vay..

Son bir kaç yıldır İngiltere’de yaşayan arkadaşım Starbucks‘tan Caramel Macchiato almam için bana “Al sana 2 pound” diyince kendisine caaaanım ülkemin güzelliklerini hatırlattım, kahvenin burada pahalı olduğunu öğrettim.

Kanyon’da Num Num yine enfesti. Hani güya burada da “starter” moduna girmek istedik ama ne mümkün! Böyle mekanlarda tabaklar ve içindekiler giderek büyüyor mu bana mı öyle geliyor?

num

Kanyon’da Avatar‘ı 3D izledim. Cinebonus rocks! Cidden! Filme gelince, eh meh.. Görselliğin dibine vurmuşsun tabi ama hani “konu yok, konu” diye inledim. Gerçi film boyunca epey eğlendim çünkü ben dahil herkes defalarca 3D gözlükleri çıkartıp gerçek görüntü ile gözlüklü görüntüyü karşılaştırdı. Sürekli eli gözlüğünde insanlar görmek bir yerden sonra bendeki makarayı koparttı..

3d

Yana yakıla Lady GaGa – The Fame Monster albümünü aradım Kanyon’da. Ancak maaaaaaalesef yokmuş da orada burada olurmuş da.. Güvendim gittim İstinye Park’a, orada var diye, efendim neymiş, onlar da özel siparişmişmiş. Allahtan Beyoğlu şubesinde iki tane vardı ve onları kendi adıma ayırttım, yoksa sinirden çıldırabilirdim. El-sonuç; artık The Fame Monster albümüm var! İçinde iki CD var, The Fame ve The Fame Monster. Yay!!

İstinye Park demişken, öğlen yemeği için uğradığımız Masa‘dan bahsetmemek olmaz. Dört bir yanınızda dünyanın en büyük markaları varken bir şeyler yemek gerçekten muhteşem! Ancak böyle hani orada öyle insanlar var ki, kendinizi önemsiz,küçük hissetmeniz işten bile değil!

Markalar falan demişken, o kadar gün boyunca tembelliğim yüzünden kendime doğru düzgün bir şeyler alamadım bile! Farklı semtlerde 3 Mango, 3 Zara ve bilumum diğer mağaza gezmeme rağmen kendime aldığım en ufak bir şey yok!

Sanırım bu İstanbul turunun en şanslı isimleri annem ve kardeşim, çünkü onlar için GAP‘i alt üst edip birer yılbaşı hediyesi aldım. Bu arada GAP yeni yılı geleneksel lacivert torbaları yerine kırmızı torbalarla karşılıyor ve her hediye paketinin üzerine hediyenin kimden kime gittiğini yazabileceğiniz bir etiket takıyor. Hoşluk bu değil de nedir? (GAP kampanyasına daha sonra değineceğim, fazlasıyla eğlenceli bir reklam kampanyaları var bu yıl!)

Tokyo Hermès’e Bakakalmak

hermes

Bu bir Hermès haberi, ancak İstanbul’a açılan mağazayla ilgili değil.

Evet, aslında Fransız Hermès ve İstanbul üzerine bir yazı daha güzel olabilirdi belki. Ya da ben saatlerce Birkin ve Kelly modellerinden bahsedebilirdim.. Ancak ben bugün çok uzaklardan, Tokyo’dan bir Hermès haberi sunuyorum size.

Tokyo’daki Maison Hermès mağazısının vitrininde aşağıdaki çalışma sergilenecek 2 ay boyunca.

hermeswind

Japon sanatçı Tokujin Yoshioka’ya ait bu görsel düzenleme ilk gördüğüm andan itibaren beni benden aldı! Boşlukta asılı duran Hermès eşarplarına arka fonda, fotoğrafta duran kadın üflemeye başlıyor ve boşluktaki eşarp dalgalanıyor.

Sırasıyla bir soldaki bir sağdaki görsel düzenleme aktif hale geliyor.

Eğer İstanbul mağazasında da böyle yaratıcı işler yapacaklarsa her gün mağazanın önünde uzun süre zaman geçirecek gibiyiz.

(Youtube açılmadığı taktirde DailyMotion linki için Tık: Hermès Tokyo )

http://www.tokujin.com/

http://www.hermes.com/