Londra’da moda tanrıları şovlarına tüm hızıyla devam ediyor. Bu defa benim görür görmez vurulduğum koleksiyon Mary Katrantzou’dan geldi – yani aslında tarih tekerrür etti. Belki bir önceki sezon için attığım sevinç çığlıklarını atmadım, belki yeşilin tonları podyuma düşünce ”Ah bunlar da çok McQueen olmuş!” dedim – ki evet çok McQueen olmuş! – ancak konstrüksiyon ve desenler söz konusu olduğunda Mary Katrantzou hiç hayal kırıklığına uğratmadan yoluna devam etmeyi çok iyi biliyor.
*Fashion gods and goddesses are showing their latest collections in London and one of my ”love-at-first-sight” selections is Mary Katrantzou – as usual. I did not scream as loud as before and commented as ”Oh, so McQueen!” when the greens arrived; however, with this construction skill and gorgeous prints, it’s still no disappointment from her side. Thanks a lot for the beautiful show Mary!
Buz kesen sokaklar, her yandan fırlayan stil sahibi adamlar, otobüsten tramvaya, oradan da metroya atlayıp bir defileden diğerine koşuşturan heyecanlı kalabalıklar. Gecenin bir vakti, haritadan bakıp da ‘Buraya yürürüm ben!’ dediğim, yürümeye başladıktan 5 dakika sonra da soğuk yüzünden pişman olduğum bir yolculuğa götürüyorum şimdi sizleri, PRADA defilesi için Via Fogazzaro, 36′ya. Biraz erkenciyim, heyecandan olsa gerek – bir de ne kadar yürümem gerektiğini kestirememekten. Benim gibi erkenden gelenler de titreye titreye bekliyorlar kapının eşiğinde, üzerinde PRADA yazan zillerin hemen önünde. Kapıyı çalsam Miuccia açacak sanki, bendeki de bir başka hayalgücü. Davetliler geldikçe, defileden hemen önce Milano sokaklarında PRADA mağazaları arasında mekik dokuduğum dakikalar gözümün önünden geçip gidiyor. Hadi dedim, nezaket göstereyim, PRADA defilesine üzerimde bir PRADA ile gideyim. Mağazalar arası mekik dokudum, bir cekete sayıyla 4000Euro yazıyla ‘çok para’ vermek, deyim yerindeyse o anda ‘yemedi’; denediğim ve başka modeline kesinlikle razı olmayacağım o muhteşem ayakkabıların 43 numarası koskoca Milano’da bulunamadı, ben de bir kaç ufak aksesuarla kendimi Miuccia’nın kapısına atayım dedim. Gel gör ki artık şans mıdır nedir, aksesuarları seçerek ne iyi etmişim; zira hemen hemen herkesin ayağında o benim bulamadığım ayakkabılardan vardı. Cekete gelince, benim o göz koyup da alamadığım ceket hem bir kaç davetlinin hem de defilenin sonunda davetlileri selamlamaya çıkan Miuccia Prada’nın üzerindeydi! (Düşündüm de ceket benim de üzerimde olsa ne havalı olurdu!)
Neyse efendim, defileye gelecek olursak.. IL PALAZZO, defilenin büyük harflerle yazılacak konsepti, atmosferi, her şeyi. Aktörler? Gerçekten de aktörler! Gary Oldman, Adrien Brody, Jamie Bell gibi aktörler, PRADA podyumunda yürüyen isimler arasındaydı. Bu göz alıcı isimlerin üzerlerinde taşıdıkları tasarımlara gelecek olursak.. Bence PRADA’nın son yıllardaki ‘uzak doğu’ fetişi biraz daha boyut atlamış, artık iyiden iyiye varlığını hissettirir olmuş. Davetliler arasında hali hazırda bolca uzak doğu kökenli isim mevcutken podyuma atılan ilk adımdan son adıma kadar her parçada bu etkinin fazlasıyla görünür olması, bu fetişin – belki de ekonomik olarak buralara tutunma zorunluluğunun – en büyük ispatı. Bu tarzı, bu tadı sevenlerin çok hoşuna gidecek bir koleksiyon olduğuna eminim. Ben? Biraz mesafeliyim ama ilerleyen günlerde alışacağım, belki de çok seveceğim, bekleyip görelim.
Toparlamak gerekirse.. Defileyi izlediğim yer, sanırım olabileceğin en iyisi, tam karşıdan, basına fotoğrafların servis edildiği yerden. Defilenin atmosferi, büyüleyici. Davetliler arasında yer alan ve defile çıkışında yakalayıp Istanbul’dan selam götürdüğüm Anna Piaggi yine çok eğlenceli. Miuccia Prada yine hesap kitap derdinde ama farklı, başka bir dünyanın insanı, etkileyici. Fotoğraflar benden, defile videosu PRADA’dan.
* Here I am, on Via Fogazzaro 36, in a great hall named IL PALAZZO, surrounded by decorations like a huge red carpet and millions of light sticks, for a very Far East oriented PRADA fashion show, with great excitement and joy. It may be freezing cold out, but it will be definitely too hot with actors on the runway like Gary Oldman, Adrien Brody or Jamie Bell. I should be a kind boy and attend the show with a PRADA touch, but how? That jacket with several gemstones on costs more than two months of salary, the stores do not have those lovely shoes of my size, ah yes, those foulards! Yes! (Thank god I could not afford that jacket, I have seen it on several people at the show, even on Miuccia herself! And shoes? Everyone had those shoes!) After a little bit of delay, we are all set for the show – which is quite Far East oriented (maybe thinking about the economics, this is OK) yet still creating a unique environment for those fashion lovers.
Had a great seat to watch a fashion show, experienced magnificent atmosphere, spoke with legendary Anna Piaggi for the second time after her visit to Istanbul Fashion Week, observed Miuccia Prada’s imagination at work.. What can one expect more? Photos by me and video by PRADA.
Son bir kaç sezondur Burberry Prorsum defilelerini internet üzerinde canlı yayında izlerken bir yandan da ‘Bir gün gelsin ve ben bu defileyi canlı canlı izleyebileyim!’ diye düşünürdüm. Hazır Milan Fashion Attack modundayım, bu hayali gerçekleştireyim dedim. Benim üçüncü defilem, koleksiyonunu fazlasıyla beğendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim Burberry Prorsum defilesiydi.
Defile alanına vardığımda Türkiye’den defileyi izlemek üzere orada bulunan ekibi bulmam o kadar kolay oldu ki! Gülüp eğlenen, fotoğraf çektiren, ortama enerjisini en iyi yansıtan ekip bizimkilerdi desem yalan olmaz. Istanbul’dan bu defileye özel olarak gelen Murat Boz, Burcu Esmersoy ve Oben Budak fazlasıyla şık görünüyorlardı, sebebi belli: baştan aşağıya Burberry Prorsum giyiyorlardı tabi ki. Bunu iltifat olsun diye söylemiyorum, dilerseniz sürekli bu üçlünün etrafında dolaşan magazin fotoğrafçılarına sorabilirsiniz şıklıklarını ve ortama kattıkları enerjiyi.
Bu eğlenceli girişin sonrasında şu hep özendiğim ‘Burberry Prorsum’ defile alanındaydım! Sağa sola bakıp şaşkın çocuk heyecanımı atlattıktan sonra defileyi beklemeye başladım. Tesadüf ki Oben ile yerlerimiz birbirimize yakın, fırsat bu fırsat uzun bir sohbete daldık. Hem defile alanından hem ünlülerden hem genel olarak moda haftasından bahsederken bir anda cep telefonuma mesajlar düşmeye başladı, ‘Kameralara gülümseyin!’ tadında. Meğer biz orada sohbet ederken defile öncesi canlı yayın başlamış, bilgisayar başında defileyi bekleyenler de dakikalarca bizi izlemişler! Eh, ekranları seviyoruz, yalan yok! Ancak bu arada ’Nerede bu kamera? Rezil olmayayım da..’ diye düşünmedim dersen yalan olur. Sağa sola bakınırken gördüyseniz beni, bilin ki budur sebebi.
Sonra bir anda ışıklar söndü, yağmurların içinden Burberry Prorsum erkekleri çıkıverdi. Defilede bir bir podyuma çıkan parçaların renkleri, dokuları ve bütünlüğü beni o kadar çok etkiledi ki, Burberry Prorsum defileleri arasında yeni bir favori bulduğumu söyleyebilirim. Birkaç dakikalık renk ve doku cümbüşü, yerini ‘Bitti mi? Ben daha fazlasını istiyorum..’ cümlesine bıraktı. Bu da benim şansım olsa gerek, daha fazlasını isteyip dururken defile çıkışında Burberry ekibininden bir yetkili beni showroom’da ürünleri daha yakından incelemeye davet etti. Bu fırsat kaçar mı? Ertesi gün soluğu Burberry Prorsum tasarımlarının içinde yüzüp hayranlığımı defalarca dile getireceğim showroom’da aldım. Şunu söylemeliyim ki elde boyanmış özel şemsiye başlıklarından çok renkli çantalara kadar pek çok ürün ‘Beni almak için sabırsızlanacaksın!’ diye bağırıyordu. Karşılık vermemek olur mu? Ben de onların kulağına eğilip ‘Daha çok para kazanayım, hepinizi alacağım!’ diye fısıldadım. Hem ürünleri yakından inceleyebilmek hem Burberry ekibiyle yakından tanışabilmek benim için muhteşem bir deneyimdi. Showroom’dan hiç ayrılmak istemediğimi söylememe gerek bile yok sanki.
Defile öncesinden, podyumdan ve en önemlisi showroom’dan fotoğraflar aşağıda. Benim ayıla bayıla izlediğim defile videosu da bu yazının sonunda. Bir dahaki Burberry deneyimi? Belki o da yakındadır, kim bilir?
* Burberry Prorsum presented one of the best collections in Milan. I should admit that the colors, patterns and overall emotion got me at first sight! When I have arrived at Corso Venezia 16, it was not hard to detect Turkish guests since there was great energy flowing from that side of the hallway! Turkish popstar Murat Boz, TV host and fashionista Burcu Esmersoy and columnist/DJ/editor Oben Budak (so many titles at once! ) were ready to watch Burberry Prorsum fashion show with head-to-toe Burberry Prorsum looks. After some fun chat, we have settled for the show and I started having messages from my friends back in Turkey as ‘Smile to the camera!’. What? Which camera? What’s going on? I learned that while waiting for the show, live stream has been showing our long chat with Oben for several minutes and everyone in the world was witnessing that! So cool!
Then suddenly, the rain came; bringing many fabulous looking Burberry Prorsum men! I can not explain how much I loved this collection, really! Some minutes later, I was all like ‘Really? Finished? I want more!’ and I guess I’m kinda lucky; Burberry people invited me to the showroom to see more! It was a great pleasure to see everything that close and chat with the Burberry team, thanks again!
So here you can see some close-ups from the collection, pre-show photos and more. Below all the photos, you can watch the whole show – hope you enjoy it as I did, live in Milan. Another round of Burberry experince? Why not?
Milan Fashion Week maceramın belki de en özel anları, Dolce & Gabbana sayesinde hafızama kazındı. Defile davetiyem elime ulaşmadı, ne şanssızlık, ancak bu eşşiz deneyimi hatırlamak için illa basılı bir belge mi lazım?
Defileler arası koşturmacamın ikinci durağı, Viale Piave 24, Metropolitan. Kapıda birikmeye başlayan kalabalıkta beklerken Londra’dan gelen blogger Leroy Dawkins ile sıkı bir muhabbete giriştik. Moda, bloglar, sektörün geleceği falan filan konuşurken Türk olduğumu duyunca bana NiceThingsForNiceBoys ‘u sormasın mı? Tam ‘Oooo arkadaşımızın ünü nerelere ulaşmış!’ diye sevinç çığlıkları atacakken kendimi David Gandy’nin yanıbaşında buluverdim. Kalabalığı delip geçerken poz veren David Gandy sonrasında Wonderland Magazine moda editörü Julia Sarr-Jamois gibi parıltılı isimler ve benim tanımadığım (belki de tanıyamadığım) İtalyan ünlülerin akını başladı.
Flaşlar bir oraya bir buraya patlarken Leroy’un bana dönüp ‘Şuradaki kızlar seni çekmek için çok uğraştılar, ben kadrajdan çıkayım.’ demesiyle bir ayıldım ki o flaşların bir kısmı da bana patlıyormuş; ne şımarık bir an olduğunu tahmin edebilirsiniz değil mi? Ancak şımarıklığın bir sonraki adımı bir kaç dakika sonra, podyumdaydı.
Barok, opera, aristokrasi. Bu üçlünün hüküm sürdüğü bir şov alanı, garsonların da en az modeller kadar ‘iddialı’ olduğu şu hiç bitmesini istemeyeceğim prosecco servisi, defileyi SWIDE moda editörü Yuri Ahn ile yanyana izlemek, defile sonrası gerçekleşecek La Bella Estate partisi için hazırlıklar ve ‘Ah canım akşam partide görüşüyoruz, değil mi?’ vedalaşmaları..
Şimdi benim çektiğim bir kaç kare, ardından da Dolce & Gabbana defile videosu ile başbaşa bırakıyorum sizi. Defileden sonra gerçekleşen parti ve Dolce & Gabbana ile yaşadığımız diğer inanılmaz maceralar ilerleyen günlerde burada olacak, heyecanla takip etmeye devam.
* Clearly, the most special moments of my Milan Fashion Week experience were about Dolce & Gabbana. I did not get my printed invitation so I can not share it here (damn delivery!) but who needs a piece of paper to cherish those amazing moments? My second stop on fashion attack, Viale Piave, 24 – Metropolitan. Crowd gathering in front of the place is getting bigger and I am having the chance to see many famous faces again like ‘holy’ David Gandy or Julia Sarr-Jamois of Wonderland Magazine (and of course many Italian celebrities which I do not recognize at all – what a shame for me!) While waiting, I have met with Leroy Dawkins, who is an enthusiastic and fun persona from London. In addition to being fun, he is so kind, even letting me pose for the cameras by myself while they were taking my photos chatting with him, haha! A few minutes later, we are in: a great show space with model-like guys serving us ‘the water of life and fun’ – oh you know what I mean, a dense opera feeling and aristocracy in the air. I happen to be so lucky to see the show with Yuri Ahn, fashion editor of SWIDE and after an ‘expected yet thrilling’ fashion show we swap ‘See you tonight at La Bella Estate’ sentences. Now I leave you with some photos by me and fashion show video from Dolce & Gabbana. Other adventures from the party and the following day with Dolce & Gabbana will be here soon.
Geçtiğimiz hafta, hayatımda bir ilki gerçekleştirerek Milano’ya uçtum. Erkek moda haftasında çeşitli defileleri izleyip biraz da şöyle ortamı koklamak adına yaptığım bu ufacık kaçamak, benim bile beklentilerimin çok üstünde deneyimlerle geçti, ne şans!
Benim için Milan Fashion Week açılışı, ilk sabah gerçekleşen Ermenegildo Zegna defilesi ”Winter’s Tale” ile oldu. Henüz etrafı tanımadan, haritaya baka baka yol alıp sabahın soğuğunda sisler arasında yürümek biraz ürkütücü olsa da şehrin farklı bir bölümünü tanımanın verdiği yenilik hissi ve yol boyu bana eşlik eden sokak sanatı eserleri sayesinde moda dolu haftaya muhteşem bir başlangıç oldu.
Milano gerçekten soğuk, kıyafetler gerçekten ince, moda uğruna üşümekten kaçınmamak ise son moda! Ben bile Hatice Gökçe tasarımı ceketimin oyunlu kollarını saklamamak için mont giymeden boy gösterdiysem, İtalyan moda düşkünlerini siz düşünün.
Yurtdışında katılacağım ilk defile olacağı için yaşadığım heyecan, bir kaç dakika sonra yerini etraftaki kameralara poz vermiyormuş gibi yaparak poz vermeyi öğrenme çabasına bıraktı. Defileye dakikalar kala kapılar açıldı, kendimi içeriye attım. Tahmin ettiğinizden daha da içeriye, kulise! Podyum öncesi hazırlıklarını tamamlayan modellerin arasında gezinip durdum, ‘Allah neler yaratıyor!’ cümlesini tekrar tekrar kurdum. (Bu cümleyi kurmamak mümkün değil tahmin edersiniz ki!)
Sonrasında defileyi bekleyen kalabalıkta hem tanıdık yüzleri yakından görme hem de yeni isimlerle tanışma şansı yakaladım. Bizim ülkemizde de pek popüler olan Chiara ve yeni tanıştığım Alman blogger Mau ile defileyi bekleyen blogger kalabalığının en dikkat çekici parçası olduk desem yalan olmaz.
Ben kendi çektiğim bir kaç fotoğrafı aşağıda paylaşıyorum, 2012/2013 Sonbahar Kış defile videosu ise Ermenegildo Zegna’dan gelsin.
* Last week I was in Milan, invited for some of the fashion shows. Since I was super busy and without proper internet connection, I could not share anything from the blog. (Twitter followers are already familiar with the whole week though, you can follow me here.) Now it’s time to start telling the story with Ermenegildo Zegna fashion show – ”Winter’s Tale”
From the very first moment while waiting for the show, I was like floating in a dream. Having the chance to meet bloggers like Chiara and Mau, seeing many celebrities, being to the backstage and watching a great show amongst important names.. These are all unforgettable for me. Ermenegildo Zegna pieces were high quality as expected and the complete show made me feel like I’m living in that tale. Now I’m sharing my own photos from the Ermenegildo Show (backstage, waiting, celebrities etc.) and the fashion show video from Zegna HQ. I would like to thank Zegna HQ for the opportunity to be in Winter’s Tale.
2012′ye o kadar hızlı girdim ki, acı tatlı bir kaç günün ve bolca yolculuğun ardından (haftada 4 kez uçmak bana göre değilmiş, hala sallanıyorum!) sonunda bloguma dönebildim. Benim için Ocak ayının ilk büyük olayı, Harper’s Bazaar Türkiye için gerçekleştirdiğim Derek Blasberg röportajı oldu. Dergiyi alıp tam 4 sayfalık bu özel röportajı okuyan arkadaşlarımdan gelen mesajlar beni o kadar çok mutlu etti ki, bir kere daha buradan teşekkür etmek istedim. Umarım henüz okumamış olanlar da bir an önce derginin sayfalarında kaybolup bu eğlenceli röportajı okur, görüşlerini benimle paylaşır. Ocak ayının diğer güzel gelişmelerini yakında paylaşmaya devam edeceğim.
That’s the way to start a new year! 2012′s first surprise is an interview I made with Derek Blasberg for Harper’s Bazaar Turkey. This 4-page feature on Harper’s Bazaar Turkey January 2012 issue tells about Derek’ take on fashion, icons, women and adventures in fashion world. There were many messages from my friends about this interview so I wanted to thank all of you one more time. Hope you who have not read this interview yet will buy a copy, read and love it!
Süslemeler, hediyeler, ışıltılar; bitmek bilmeyen hazırlıklar.. 2011′in son saatlerinde bizde olup bitenlerden küçücük parçalar eşliğinde yeni yılı karşılayalım istedim.. Herkese mutlu bir yıl dilerim!
* Presents, lights, never-ending arrangements for the big night! I would like to welcome 2012 with some details from home at the very last hours of 2011. Have a very happy fashionable new year all!
Dün posta kutuma çok özel bir haber düştü ve ben bunu sizlerle paylaşmak için sabahı zor ettim! Görünen o ki Steafano ve Domenico, herkesin özlemi olan o ‘büyük aile’ ile karşımıza çıkmış, klasik İtalyan filmleri Dolce&Gabbana Menswear Summer 2012 kampanyasında yeniden can bulmuş. Gündelik hayatın farklı anlarından kesitler sunan ve yaratıcılarının eğlenceli, bazen fazlasıyla hareketli ama sürekli akıp giden yaratıcılıklarını İtalyan değerleriyle örtüştürdüğü kampanyayı Mariano Vivanco fotoğraflamış. Çok özel ön gösterim fotoğraflarıyla İtalya’nın güneyinde bir yolculuğa çıkıyoruz, haydi..
* Stefano and Domenico is making us meet that ‘great family’ we always wanted. This time, their continuous creativity depicts Dolce&Gabbana as fun, somewhat risky and always heart-warming Italian cinema. Let’s sail to a small village in Southern Italy with these exclusive preview images of Menswear Summer 2012 campaign shot by Mariano Vivanco.
Akıllı telefonlarımızı adeta elimize yapışır şekilde bulmamızdan çok önce, yanımızdan ayıramayacağımız belki de tek şeydi saatimiz. Kimisi nesilden nesile geçerdi, kimisi en güzel doğum günü hediyesiydi. Her ne şekilde olursa olsun, geçip giden zamanı en güzel anlatan şeydi işte, vazgeçilmezdi. Sonra işler değişti; onun bize gösterdiklerini cep telefonları, televizyonlar, bilgisayarlar göstermeye başladı belki. Ama insanoğlu bu, saatsiz olur mu? Renkler geldi, modeller değişti, gözümüze daha çok görünmeye başladı saatler, adeta mücevherlerle yarışa girdi. Ben de uzun zaman sonra saat taşımaya başladım, TRIWA’nın Colada Brasco’su bana yazdan kalma günleri getirdi.
Madem ben bu heyecanı yaşıyorum, neden sizinle paylaşmayalım, değil mi? Yılbaşı yaklaşırken karda yürürken size arkadaşlık edecek, yeni yılda -umarım ki- uğur getirecek, ilkbaharda en beyaz çiçeklerle bembeyaz olacak bir TRIWA sizin olsun istedim. Aşağıdaki beyaz şeker, TRIWA Ivory Bullit, bu yazıyı okuyanlardan birisine doğru kanatlanıp uçacak!
Peki ne yapacağız? Biraz birbirimizi tanıyacağız aslında. Senin için ‘günün en sevdiğin anı’ neymiş, öğrenmek istiyorum. Mesela, ‘günün en sevdiğim anı, işten çıkıp arkadaşlarımla buluştuğum an’ ya da ‘günün en sevdiğim anı uyanıp güneşle karşılaştığım an’ gibi. Bakalım kimler nelerle mutlu oluyor, günün hangi anlarını seviyor, birlikte keşfedelim.
18 Aralık Pazar geceyarısına kadar
1- Yeni maceralardan çabucak haberdar olmak için bu blogun Facebook takipçileri arasına katılmanız
3- Bu yazının altına ‘Günün en sevdiğim anı…‘ diye başlayan bir yorum bırakmanız,
yeterli. Bu arada unutmayın, yorum kısmında bir e-mail bölümü var. Bu bölüm diğer okuyuculara kapalı ve sadece benim size ulaşabilmem için gerekli olan kısım, lütfen doldurmayı unutmayın.
Yarışma sona erdiğinde, 19 Aralık Pazartesi sabahı şanslı bir ismi çekilişle belirleyip Facebook sayfamdan ve Twitter hesabım üzerinden duyuruyor olacağım.
NOT: Yukarıdaki üç şartı taşımayan (Facebook blog takipçisi olmak, Facebook TRIWA Türkiye takipçisi olmak, belirtilen şekilde bir yorum bırakmak) okuyucuların yorumlarını malesef onaylamayacağım.
Haydi bakalım, bu değerli ve şık güzellik kimin olacak, zamana bırakıp görelim!
*Kazanan belli oldu! Zaman ayırıp yorum bırakan herkese kocaman kocaman teşekkür ediyorum! Gördük ki ‘günün en güzel anı’ hepimiz için aşağı yukarı aynı ancak herkes için eşsiz. Gelen 121 yorumu sıraladım, alt alta dizdim, Random.org şanslı numaranın 93 olduğunu söyledi! Ayşe Şükür, TRIWA Ivory Bullit ile yeni yıla girecek isim oldu! Sevgili Ayşe, önümüzdeki 3 gün içerisinde bana ulaşmanı bekliyorum. Ulaşamadığın taktirde yedek talihli için ikinci bir çekiliş yapmam gerekecek. Sevgiler!