Tag Archives: 2010

Amy Winehouse for Fred Perry 2010

Sevgili Amy,

Sen her ne kadar “You know, I’m no good..” desen de, ben senin ne kadar iyi olduğunu çok iyi biliyorum.

Gerek güzel bir şaraba eşlik ettiğin gecelerde, gerek ilaç gibi gelen terapilerimde, senin ne kadar da yürekli bir kadın olduğunu defalarca gördüm, defalarca hissettim.

Şimdi sen gelmiş, benden başkasına anlatıyorsun derdini. Bir başkasının çizgilerinde ifade ediyorsun kendini.

Fred? O kim ki? Hah! Fred Perry’miş.. Güldürme beni..

O sana ne verebilir ki? Renkler senin renklerin, çizgiler senin çizgilerin. Anlattıklarını benim kadar iyi anlatabilir mi?

Tamam, kabul ediyorum, parası var, zengin. Çevresi ünlülerle dolu, hayatı benim hayatımdan çok çok daha güzel. Ama emin ol, ben daha yürekten dinlerdim seni..

Şimdi sırf o sana renklerini ödünç verdi diye, sırf güzel göründü gözüne diye, onu seçmen oldu mu be Amy? Elim gitmedi yazmaya, ne kadar güzel şeyler çıkmış olsa da, ne kadar beğensem de ürettiklerini..

Geri dön Amy, sadece bana söyle şarkılarını, kimse sahiplenmesin seni. Biliyorsun, “Love is a losing game..” , ama ben kaybetmek istemiyorum seni..

*Amy Winehouse tarafından hazırlanan Fred Perry koleksiyonunu takdimimdir.. Ben özellikle son karedeki kazağa bayıldım.. Renkler naif ama yine de Amy’nin havasını taşıyor.. Umarım buralarda da görebiliriz bu ürünleri.. [Güzel haber geldi, bu ürünler 5 Kasım akşamı Bilstore Tünel'deki yerlerini alıyormuş! Teşekkürler Bilstore ]

Gisele Bündchen Vogue Brasil Ekim, Zamansız Güzel

Bu kadın kaç yaşında? Ya da hangi devrin kadını? Hiç düşündünüz mü?

Pek çok “taze” modele haddini bildiren vücudundan mı bahsetmeliyim?

Yoksa çağından yüzyıllar öncesinde yaşamış, en ağır oturaklı devirleri görmüş geçirmiş kadınlardan bile daha asil duruşundan mı?

Bir kadının yaşındansa zamansızlığından bahsetmeliyim sanırım..

Aynı Gisele Bundchen gibi.. Vogue Brasil Ekim 2010 sayısında olduğu gibi..

Her devirden başka bir kadın.. Ama hepsi de tam anlamıyla “kadın”..

Tebrikler Gisele, yine yeni yeniden aklımı aldın..

Endless Classic – Harper’s Bazaar Ekim 2010

Kırmız her zaman kadının rengi..

Hem de böyle bir kadının..

Sadece bakışlarıyla bile seni baştan çıkarabilecek, gittiğin yoldan geri döndürebilecek..

Ya da belki gücü seni yoldan çevirebilmek değil, kendi yolunda gururla yürüyebilmek..

Gücünün kaynağı belli, karşı konulamaz cazibesi..

Bir adım sonra durduğu yer yine dünyanın merkezi..

Onu engellemen mümkün değil.. Yolundan çevirmek?

Hah.. Güldürme beni..

Farkında ne olduğunun..

Neyi başarabileceğinin farkında..

Ateşin farkında, farkında dizginlenemeyeceğinin..

Dilediği yere gider, hakimi olur dilediğinin..

Olur isterse, istemezse mümkünü yok, yıkar hayallerini senin..

Bu kadın nereden mi buldu ateşini? Mert Aslan‘ın stylingini yaptığı, Koray Birand‘ın objektifine yansıttığı Harper’s Bazaar Ekim 2010 çekimlerinden..

Olga Sherer / Vogue Portugal 09’10

Benim haddime değildi bunca rengi böyle güzel taşıyan kadının renklerini çalmak, siyaha beyaza boyamak..

Yukarıda bu kadar karanlık görünse de, Olga Sherer, Vogue Portugal Eylül 2010 çekimlerinde renklerin büyüsünü ispatlıyor bize.

Eylül’den beklenti çok olur ya, bu çekim benim beklentilerimi karşıladı, katladı koydu bir kenara..

Bu aralar çok karıştıramasam da ortalığı, sürekli anlatamasam da size, gözümün iliştiği ilk Eylül çekimi beni fazlasıyla tatmin etti..

Siyaha ve beyaza boyamaktan bahsetmiştim sanki? Hani renkler? Büyü nerede?

Ben de anlamadım.. Ama zaten anlamak zorunda değilim, neden soldaki elbisenin aklıma kazınıp yıllar sonra bile hatırlanacağını. Siyahla beyaz, ama renklerin içinde..

Simetriyi bir türlü tutturamadık.. Ya bir kol açıkta, ya diğerinin üstünde fazladan bir parça.. Yapma, düşme yine kahverengi arka fon önünde sağa sola bakınan bir kızılın tuzağına.. Benzerini Türk işi Vogue çıkarken tam da kapakta gördük ya? Hala neden bu “aman süper” durumları?

Ne bileyim? Geldikçe geliyor, seviyorum işte, bu renkleri, siyahı beyazını seviyorum.. Renklisini, ruhu kaçmış renksizini..

Ruhu kaçmış dersem bunlara, ceza yazılır, adım kurtulmaz bu lekeden bir daha..

Bu sefer de işin içinden çıkamadım.. Çok beğendim bu çekimi, çok.. Ama renkli desem başka, siyah beyazlar desem başka.. Tam olarak neye vuruldum ben burada? Anlayan bana da anlatsa ya?

Brand New Day – Vogue Nippon

Ben sadece “Ne kadar güzelsiniz!” demek istiyorum.

Vogue Nippon, Ağustos 2010

Brand New Day başlıklı bu çekim, MUH-TE-ŞEM!

Her sayfada başka bir markanın ürünleriyle bezenmiş kadınlar.

Çekimlere baktıkça, nasıl da markaların kadınlarda vücut bulduğunu daha iyi anlıyor insan. Ya da kadınların markalarla bütünleştiğini mi demeliydim?

Söz sizde, bakın bakalım, siz bu kadınlardan hangisi olurdunuz?

Hangi marka sizi en iyi anlatırdı?

Tom Ford ve Kara Karga

Sonbahar denince içim sıkılıyor. Karanlık, yağmur, kasvet.

Kimine göre uzak. Bazısına şehvetli.

Tom Ford için yine oyuncak, kışkırtma aracı.

Kara karga, her zaman kötü haber olacak değil ya.

Bu defa, Tom Ford Eyewear Sonbahar 2010 kampanya.

Freja Beha Erichsen alana Nicholas Hoult bedava.

Nicholas’ın ilk pozu, Freja’nın son pozu, aklıma kazınacak olanlar.

Tom Ford gözlükler? Onlar zaten hep “keşke benim olsalar” kontenjanından aklımın bir ucunda sallanıyor olacaklar.

Lee F/W 10 Lansman

Bu fotoğraftaki blog yazarlarını bir araya getiren şey, Lee basın lansmanıydı.. Hani şu zamansızlıktan yazamadığım, artık geç de olsa paylaşmak istediğim..

Ancak arayı kapatmakta üstüme yoktur, hemen girişiyorum anlatmaya!

Lee için Atiye Sokak’taki The House Cafe’de düzenlenen basın lansmanına Kanka Nerdeyim Ben ile birlikte ulaştık. Halihazırda Fashion by Siu’muzun düğünü için İstanbul’da, Aychulus’un misafiriydik, bu tanıtım kaçmaz dedik!

Lee ekibi bizi her tarafı kaplayan Lee ürünleriyle ve çok güzel ikramlarla karşıladılar, gün boyu hem gazete ve dergilerden katılım gösteren isimlerle hem de blog yazarı arkadaşlarla vakit geçirme fırsatı yakaladık. Yeri gelmişken, Lee ürünlerini anlatmaya kendimi kaptırmadan, yukarıdaki fotoğraftaki isimleri sayalım, tabi ki soldan sağa : StyleBOOM , Stil Direktörü , Kanka Nerdeyim Ben? , Une Voguette , KorayCaner , Alışveriş Cini , ve ev sahibemiz sayılan  Aychulus .

Gelelim Lee Sonbahar / Kış 2010 koleksiyonuna.

Yıllardır jean üzerine farklı deneyimler sunmayı vaat eden Lee, yeni sezonla birlikte bundan yıllar yıllar öncesine uzanıyor. Geçmişin modasını canlandırıp geleceğe taşıyan Lee, bu sezon  jeanleri bol bol yıkıyor, hem de taşlarla! Evet, Stonewash tekniğiyle bu kotlar 15 dakikadan iki saate uzanan süreler boyunca taşlanıyor. Hem de sadece pantolonlar değil; ceketler, gömlekler ve hatta T-shirtler bu şekilde yıkanarak renk renk, desen desen yepyeni ürünler ortaya çıkıyor!

Lee’nin bir diğer yeniliği de Stretch Deluxe pantolonları. Kadınlar için üretilen bu parçalar, hem kalıbını koruyan hem de rahatlığı gözeten esnek kumaşlarla hazırlanmış. İşin en güzel yanı, bu pantolonların sarkma, esneme gibi bazı bozulmalara karşı da dayanıklı olması.

Gelelim beni en çok heyecanlandıran kısım olan Lee & Vivienne Westwood iş birliğine! Evet, çılgın teyzemiz, Lee için ürünler tasarlamış, biz de bu ürünleri lansman günü görme fırsatına sahip olduk. Merak edenler için bazı parçalar aşağıda.

Ben özellikle renkli ve rahat formlu bu ürünlere bayıldım! Hangi parçalar Türkiye’de satışa sunulacak, ne zaman bulabileceğiz henüz bilmiyorum, ancak siz sık sık Lee mağazalarını ziyaret edin, ürünlere bakın, yakalayabildiklerinizi alın!

Bizi bir araya getiren Lee ekibine, birlikte hoş vakit geçirdiğimiz blog yazarı arkadaşlarıma ve bizimle ilgilenen The House Cafe ekibine teşekkür edelim; aklımıza Lee’nin bu yeni halini kazıyalım ve bu Vivienne Westwood tasarımlarını sağda solda görebilmek için dua etmeye başlayalım.

Cate Blanchett – W Haziran 2010

“onu herhangi bir magazinin kapağında görmek, çekimlerine bakmak ve tekrar tekrar hayran olmak”

Yaptığım şey hep bu sırayla, hep daha da katlanarak gidiyor.

Biricik kraliçem, dame Cate Blanchett, bu sefer tahtları değil ama W Haziran 2010 kapağını süslüyor.

Kapak fotoğrafında, üzerindeki beyaz Yves Saint Laurent büstiyer yüzünden belki, biraz buz kraliçesi gibi görünse de, aşağıda bulacağınız çekimler, her koşulda mükemmele yakın olduğunu kanıtlıyor gibi.

Etro ipek elbisesi ile hırçın ve soğuk bir denizin vücut bulmuş hali belki..

Chloé tulumunu Tom Ford gözlükleriyle tamamlamış, tedirgin, korumacı..Gözlerden uzak kalmaya çalışan..

Ya da bana öyle gelmiştir.. O da seviyordur rolünü hayata yansıtmayı, Giorgio Armani tasarımı kadife ceketi içinde herkese yukarıdan bakmayı..

Evet evet, kesinlikle seviyor bunun tadını çıkarmayı..Etro ipek kimonosu ve Louboutin‘ları başka kim böyle asil taşıyabilirdi zaten.. O da bunun farkında..

Ne diyeyim, sadece hayranıyım, hem de en takıntılısından..

ELLE Greece Swim Dreams

Yaz yaklaştıkça denize doğru sıklaşıyor adımlar.

Her yerde tatil ilanları, mayo/bikini reklamları, “yaza formda girin” yazıları.

Tabi ki moda dergileri, çekimler, yazılar da bundan nasibini alıyor. Mayıs ayı itibariyle “Swim Dreams” gerçek oluyor.

ELLE Greece, Mayıs 2010 sayısında, Fabiana Semprebom kızımızı almış, sahile indirmiş.Yunanistan’da sörf ne kadar yaygın bilmem ama, sörf tahtalarını tutuşturmuş eline, bu pozları yakalamış.

Bu rengarenk çekimlerde Prada‘dan Accesorize‘a , Tommy Hilfiger‘dan Puma‘ya kadar pek çok farklı markadan ürünlere yer verilmiş.  Belki de çok farklı algıladığımız markaların bir araya gelmesinden ötürü, ben çekimleri incelerken ne hissedeceğimi bilemedim. Evet, bu hepimizin yaşadığı bir sorun değil mi? Daha pahalı olan markanın daha güzel görünmesi sorunsalı, sanırım burada bizi yakalayacak, modayı biraz da çiğden takip eden o yanımızı açığa çıkaracak.

Yukarıdaki görsellerdeki sörf tahtalarının markasını bilmiyorum, ama hani şu Chanel imzalılardan olsalardı, pek çoğumuz “Çok şık, oh yeah” moduna girmeyecek miydik? Elbette işin “kötü ürün nerede olursa olsun kötüdür” yanı da var. Her büyük markanın her ürünü aynı oranda sevilmiyor; ancak bana ilk görseldeki Prada‘yı bu çekimdeki diğer görsellerden iki üç adım yukarıda tutmayacağınızı söylemeyin! Ki ben de tutuyorum.

Çiçekli yoğunluğu hiç sevemesem de, bu çekimlerden de anlayacağınız gibi, geliyorlar! Elbiseler yetmedi, çantalar yetmedi, ayakkabılar yetmedi; sahilde bile çiçek, çiçek, çiçek!

En çok beğendiğimi en sona saklamak alışkanlığıma yenik düşerek son görselle ilgili “her şeyine bayılıyorum” demeliyim. Evet, plajda pek rahat olmayabilir, ancak nedense görselleri aldığım ilk andan beri en çok gözüme takılan bu! Belki renkler, belki o retro mayo, belki de hepsinin oluşturduğu garip kimya, beni çekti. Siz ne düşünüyorsunuz? Acaba bu “beğenme” durumundan rahatsızlık duymam gerekir mi, yoksa gerçekten “ah evet süper” mi?