O Benim Dünyam! Benim!
Search
Latest
O Benim Dünyam! Benim!
Güneş açtı diye şımarmak istiyorum mesela. Denizin rengiyle gökyüzünün rengi aynı tonda buluşunca biraz kaçmak istiyorum. Trafik kurallarını asla ihlal etmem ama en hızlısından, bütün ihlallerle arkadaş olup, çok uzaklardaki büyülü şehirlerde kaybolmak istiyorum. Hayallerim kırılsın, aradığımı bulamayayım, belki rahatım kaçsın ama hep yeni bir şey yaptığım için yeni hissedeyim istiyorum. Masmavi oldum, biraz mavi kalayım istiyorum. Çok mu?



*Sea and sky, both in blue, the same tone. I will run away. Right now. Not on a boat but maybe with a speeding ticket on the car, heading to the dreamy dreamy cities. Want to get disappointed, want to feel uncomfortable yet brand new. All in blue, let’s stay like this for a while, shall we?
Jacket: adidas // Tee: H&M // Jeans: Scotch&Soda // Sneakers: Converse Jack Purcell // Socks: H&M // Shades: Marc by Marc Jacobs
Renkleriyle göz alıcı, kokusuyla cezbedici, hele bir de tadı güzelse, ohoo. Dünyadaki pek çok tatlı kaçamak, aslında vücudumuza hiç de yararlı olmayan ancak rengi, kokusu ve tadıyla bizi esir alan ürünler nedeniyle olmuyor mu? O kıpkırmızı şekerler ya da enfes kokan tatlılar, ilk karşılaşmamızdaki zevkin kat ve kat fazlasını spor-pilates-Karatay-Dukan olarak geri alıyor bizden, ilerleyen yıllarda. Peki ya hem renkli, hem çekici, hem de yıllar sonra bize yararlarıyla geri dönecek küçük kaçamaklar da var desem?
E bu yazının konusu, renkleriyle herkesi esir eden, doğallığıyla beğenimizi kazanan ve vücudumuza yararlarını saymakla bitiremeyeceğimiz kaçamağımız, LUSH olsun.
Yıllar yıllar önce taa Ankara’da yaşarken (yani henüz Ankara’da LUSH yokken) her İstanbul seyahatim, bir büyük paket LUSH ürününü bavula eklememle sonlanırdı. Raflar arasında kaybolup kokularla dans ede ede geçirdiğim saatlerin sonunda ya bir kutu göz kremi ya da bir kalıp kokulu sabun bana eşlik ederdi. O dönemde Ankara’dakileri LUSH ile tanıştırma sevdam hala geçmedi, nerede yaşıyorsa yaşasın bu sayfalarda gezinenlerden henüz tanışmamış olanları LUSH ile tanıştırmak istedim.
Geçtiğimiz günlerde LUSH Nişantaşı mağazasına daldım! Evet, kelimenin tam anlamıyla daldım! Mağazaya adım atmamla birlikte her şeyi elledim, pek çoğunu denedim, sabunları köpürttüm hatta satış görevlisi kızcağıza maskeler uyguladım; daha ne olsun?
Aşağıdaki fotoğraflarda, sizin de LUSH cennetine düşerseniz karşılaşacaklarınızın küçük bir kısmı var. Bu renkler arasında kaybolup doğallığıyla kalbimizi çalan el yapımı LUSH ürünleriyle tanışmak için ilk fırsatta en yakın LUSH mağazasına gitmenizi öneririm. Ancak dikkat edin, benim yaptığım gibi sabunları kurabiye gibi yemeye kalkışmayın, hatta mağazadaki hiç bir şeyi yemeyi aklınızdan bile geçirmeyin; çok isteseniz bile.
* Such vibrant colors, such beautiful smells, such special treatments.. LUSH is like a pleasure-boutique where you can find hand-made organic beauty products as creams, soaps, bath ballistics and so on. I am a loyal customer of LUSH for several years now and wanted to share these beauties with anyone reading here. Hope you like the colors and products. Love
Harper’s Bazaar Türkiye, bu ay bir ilki gerçekleştirerek abone kapağı ile karşımıza çıktı. Soldaki kapak raflarda bulabileceğiniz kapak, sağdaki ise abonelere ulaşan özel kapak. Ben ikisini de çok sevdim ancak abone kapağının unutulmayacak bir kapak olarak Harper’s Bazaar Türkiye tarihine geçtiğine eminim. Bundan sonra sık sık bu abone kapaklarından görsek hiç fena olmaz.
Kapağı açıp içeriye baktığınızda ise bu ayki pek çok farklı konunun yanı sıra benim Yeni Nesil Stil İkonu: Olivia Palermo adlı röportajımla karşılaşacaksınız. Daha önce Harper’s Bazaar Türkiye için Derek Blasberg ile bir röportaj gerçekleştirmiş ve çok güzel geri dönüşler almıştım. Umarım bu ay gerçekleştirdiğim Olivia Palermo röportajını da beğenerek okursunuz. Kendi adıma şunu söylemeliyim ki Milan Fashion Week sırasında karşılaşıp tekrar hayran kaldığım Palermo çok disiplinli, kurallı ama bütün bunlara rağmen çok da eğlenceli bir kadın. Son dönemde bize rakip olduğunu da söylemek gerek! OliviaPalermo.com sitesiyle pek çok moda severin daha da ilgiyle takip ettiği bir isim haline gelen Olivia Palermo ile yaptığımız bu eğlenceli röportajı merak edenler, Harper’s Bazaar Türkiye Mart sayısını kaçırmasınlar. Şimdiden keyifli okumalar..
* Harper’s Bazaar Turkey March issue is out! It’s the first time that the magazine is published with a subscribers’ cover, on which Katrin Thormann stuns with Marni shades! Moving past the cover, here I come with a great interview with New Generation Style Icon, Olivia Palermo! I have been following Olivia for a while and in my opinion, she’s a proper role model and inspiration for many young women. Nowadays, she’s also stepped into the blogosphere with OliviaPalermo.com , which should be followed right away. I could not have the chance to meet with her on Milan Fashion Week, however it was a great pleasure to learn many things about her via this interview. Hope the readers will find it informative and also entertaining. Love.
Ne konuşacağını, nasıl görüneceğini, insanların neler düşüneceğini kafamda evirip çevirip en sonunda soluksuz geçen dakikaların ardından ”Bitti mi?” diyiverdim. Her defasında böyle yapıyorum galiba: öncesinde uzun bir düşünce süreci, ardından kendinden çok emin bir heyecan bastırma töreni ve sonrasında ne söylediğimi söylediğim anda fark etmediğim bir yayın. Benim için heyecan yayında olmak değil, sonrasında ”Aaaa neler demiştim acaba, bir bakayım.” diyerek yayının kaydını tekrar izlemek sanırım.
BJK TV’de yayınlanan ve çok sevgili Erkan Saka‘nın sunduğu ”dijital yerlilerin programı” sosyalkafa ‘da bloglar ve blogger olmak üzerine bir kaç laf ettim. Başlangıçta biraz kendimden bahsettim, sonrasında sohbet haliyle yeni medya düzeninde blogların neler yapabildiğine, blogların kendi aralarında (ve geleneksel medya ile) yaşadığı rekabete, bu işlerin profesyonel olarak yapılıp yapılamayacağına kadar geldi. Eğer programda benim yer aldığım bölümü izlemek isterseniz video hemen aşağıda.
Bu arada fark ettim ki bazı insanlar programlarda heyecandan kaskatı kesilirken ben aksine hareketleniyorum, eller kollar ayrı yerlerde, ne güzel!
* I was invited to sosyalkafa – a television show which mainly focuses on social media. We had a great chat on blogging, bloggers vs conventional media, blog professionals and so on. It’s in Turkish, sorry folks. Love.
Bol gezmeli, bol eğlenmeli, bol keşifli ve bol keyifli bir kaç haftanın ardından, Istanbul’da olup bitenlerin bir kısmını paylaşmak gerek diye düşündüm. Anlık paylaşımlarla pek çok şeyi hemen aktarsam da buraya yazmanın keyfi bir başka. Hal böyle olunca, karma karışık yazılardan birisi daha ekleniyor blog sayfalarına. Bu defa 6 ayrı etkinlikten kareler var elimizin altında; yemek modası da en az erkek modası kadar ön planda. Hızlı bir tura hazır mısınız?
Tommy Hilfiger SS2012
Renkleriyle beni benden alan pantolonlar, şık gömlekler, biraz denim, biraz aksesuar. Tommy Hilfiger ilkbahar yaz dönemine güzel bir giriş yapmışa benziyor. Açık söylüyorum, bu tonlar için saç saça baş başa kavga edebilecek insanlar tanıyorum; o kadar güzel renkler. Bir an önce bahar gelsin, şu kar kış bitsin, biz de renklere bulanalım diye bekliyorum. (Bu bekleyiş anını ölümsüzleştirmeden olmazdı tabi, o en alttaki benim, Tommy Hilfiger mankeni değil
)
The Marmara – Tuti Restaurant
Son dönemlerde yaşadığım en farklı deneyimlerden birisi olduğunu söyleyerek başlamam gerek. Bizim için hazırlanan özel menüde neler yoktu ki? Masada durdukları için süs sandığım peynir çubukları, enfes keçi peynirli balkabaklı sufle, altın kaplı somon füme (evet altın kaplı, evet pek çok insan için çok garip bir şey, evet çok tartıştık), dişi ördek göğsü ve rakılı sorbe.. Bu rejim bozduran listeyi okumak bile ağzınızı sulandırmıştır eminim, zaten dedim ya: Dukan yok, rejim yalan!
Lacoste L!VE Singles Night Out
Yalnızım dostlarım, yalnızım yalnız! Hayır tabi ki, yalnız değildik, kocaman bir kalabalık olduk, çok eğlendik. Geçen yıl gerçekleşen açılış partisinin ardından bu sene adeta Lacoste partisini bekler olmuştuk ki Eros tam böğrüne oku yedi, 14 Şubat ertesi bütün yalnızlar (ve tabi yalnız olmasa da bizimle eğlenmek isteyenler) bu partide bir araya geldi. Ne kadar çok eğlendiğimizi, DJ Discoben’in ne kadar güzel çaldığını, dostlarla bir araya gelmenin ne kadar keyifli olduğunu anlatmama gerek yok sanırım.
Dockers SS2012
Yeni sezonda renklerini ortaya koymaktan çekinmeyenlerden birisi de Dockers oldu. Alpha Khaki’lerin yanına SF Khaki modeli eklendi, renkli pantolonları renkli şortlar takip etti ve şu kemer benim dikkatimi fazlasıyla çekti.
The Upper Crust Pizzeria
Valla ne yalan söyleyeyim lansman tanıtım gezerken yine acıktık. Hadi o zaman pizza yemeye! Hayır ama bu böyle oturup saatlerce uzun uzun yayılabileceğin bir yer değil – tabi istiyorsan onu da yap, kimse seni kolundan tutup kaldırmıyor ama buranın olayı başka. Biraz daha Amerikanvari şu dilim kapıp götürme işini Türkiye’de yaşatmaya çalışan üç ortağın birlikte hayata geçirdiği bir deneyim The Upper Crust Pizzeria. Atıştırmalıklar iştah açıcı, salatalar porsiyonun büyüklüğüne göre epey uygun fiyatlı, şu soldaki ıspanaklı pizza -inanmayacaksınız ama- sadece 880 kaloricik. Çırağan Caddesi ya da Bebek’te uğrayın, bir tadına bakın.
Marni at H&M
En taze koleksiyon, hemen burada. Renkler göz alıcı, kesimler biraz soru işareti gibi, denemeden olmayacak, belli. Yukarıda erkekler için, aşağıda kadınlar için gözüme en çok ilişen parçalardan bir kaç tanesi. Yakın zamanda raflarda, hemen sonrasında herkesin üstünde başında olacak bu Marni at H&M serisi, piştilere hazır olun derim.
* I have been really busy with lots of partying and press days; so I wanted to share some of them. Here you can see some of my Spring Summer picks from Tommy Hilfiger, Dockers and Marni at H&M, some party photos from Lacoste L!VE Singles Night Out; and some delights I experienced at Tuti Reastaurant and The Upper Crust Pizzeria. As I said, hop on, hop off nowadays. Loves.
Daha ne kadar anlatabilirim, bilmiyorum. Ancak artık yaşanan bu muhteşem deneyime tatlı bir nokta koyma vakti. Blogun neredeyse son bir ayını işgal eden ”Milan Fashion Attack” bu yazıyla birlikte son buluyor. Bol bol fotoğraf, bol bol detayla noktalansın bu hikaye, sözleşelim, yenilerini yazmak üzere.
*It has been several weeks with ”Milan Fashion Attack” posts, but as we know, everything has a beginning has an end. Just wanted to thank everyone who made this real with many photos and details. Loves!
2012′ye o kadar hızlı girdim ki, acı tatlı bir kaç günün ve bolca yolculuğun ardından (haftada 4 kez uçmak bana göre değilmiş, hala sallanıyorum!) sonunda bloguma dönebildim. Benim için Ocak ayının ilk büyük olayı, Harper’s Bazaar Türkiye için gerçekleştirdiğim Derek Blasberg röportajı oldu. Dergiyi alıp tam 4 sayfalık bu özel röportajı okuyan arkadaşlarımdan gelen mesajlar beni o kadar çok mutlu etti ki, bir kere daha buradan teşekkür etmek istedim. Umarım henüz okumamış olanlar da bir an önce derginin sayfalarında kaybolup bu eğlenceli röportajı okur, görüşlerini benimle paylaşır. Ocak ayının diğer güzel gelişmelerini yakında paylaşmaya devam edeceğim.

That’s the way to start a new year! 2012′s first surprise is an interview I made with Derek Blasberg for Harper’s Bazaar Turkey. This 4-page feature on Harper’s Bazaar Turkey January 2012 issue tells about Derek’ take on fashion, icons, women and adventures in fashion world. There were many messages from my friends about this interview so I wanted to thank all of you one more time. Hope you who have not read this interview yet will buy a copy, read and love it!
Süslemeler, hediyeler, ışıltılar; bitmek bilmeyen hazırlıklar.. 2011′in son saatlerinde bizde olup bitenlerden küçücük parçalar eşliğinde yeni yılı karşılayalım istedim.. Herkese mutlu bir yıl dilerim!











* Presents, lights, never-ending arrangements for the big night! I would like to welcome 2012 with some details from home at the very last hours of 2011. Have a very happy fashionable new year all!
Biraz ışık olsun, ben fotoğraf çekmeye başlarım. Biraz ışık olsun, benim fotoğraflarım çekilmeye başlansın. Hava kapalı mı? Sapsarı bir kazakla ben ışık saçarım. Bir papyon, bir fotoğraf makinesi, bir kedi, tamamım. [şiir oldu adeta!]
* Let there be light, so I can take more photos. Let there be light, so you can take my photos.
Clouds all around? I shine with some yellow jumper. A bow-tie, a camera and a cat; I’m done.