• Blog
  • About
HaberTürk’e Yazdım: Sana Bildiğin Şeyler Anlatacağım..
21/08/2011

Daha önce Bir Kadın Giyinir ve Gece Dediğin Bir Kaç Saat adlı yazılarım yayınlanmıştı HaberTürk gazetesinde. Bugün de aşağıdaki yazım, ‘Sana Bildiğin Şeyler Anlatacağım..’ okundu, Ankara ve İzmir baskılarında.. Şansımdan olsa gerek, İstanbul baskısında yine çıkmamış bu sayfa ama olsun. Merak eden, okumak isteyenler için gelsin buradan da..

* I have prepared a piece for HaberTürk daily, one of the well known newspapers in Turkey. This is my 3rd piece for this newspaper and I am sharing it here now. Unfortunately it’s in Turkish.

Sana bildiğin şeyler anlatacağım; ama bilmiyormuş gibi yapıp 3 yaşındaki bir çocuk merakıyla dinlersen beni, mutlu edersin sana içini döken bu kalemi. Bir süredir insanlarla aramdaki bağın koptuğunu düşünüyorum.  Önüne kattığını yabana götüren bu yeni medeniyet, bizi hiç olmadığımız şekillerde görünmeye, başkaları için değişmeye, hatta daha kötüsü kimliksizleşmeye zorluyor günbegün. Bütün bu karmaşa arasında, tozu dumanı yarıp da arkama baktığımda başkasının ayak izini görmektense ölmeyi yeğleyecek kadar cesur olmaya çalıştığım için belki de, bu zorlamalara karşı direniyorum, çarpışıveriyoruz seninle her cephede, süngüsüne önyargılar geçirilmiş fabrikasyon düşüncelerimizle. Ölmüyoruz ama kaybediyoruz kendimizi, adımızı, gerçeğimizi. Hoş, bu da ölümün bir başka şekli değil mi?

Adını başkası koyuyor, eyvallah. Senin yerine seçimler yapılmasına daha doğuştan alışıksın. Günü gelene kadar, ki on yıllar sürüyor bazen, hep başkasının ağzı senin yüreğine aykırı konuşuyor, sen susuyorsun. Düşünüyorsun, yazamıyorsun. Yazıyorsun, okuyamıyorsun. Okuyorsun, onu da duyan olursa. Duyan anlar mı? Azıcık anlasa ne ala..

Günü geliyor işte. On yıllar sonra. Bir gün geliyor. Başkalarının senin için söylediklerine ‘Yalan!’ diyorsun. ‘Senin söylediklerin umurumda değil çünkü benim yüreğim böyle konuşuyor!’ diyorsun. Kurulu düzenin ortasına nükleerden hallice bir gerçeklik bombası bırakıp etrafında olanı biteni alt üst etmek üzere harekete geçiyorsun.

Gerçeklik kulakları sağır edercesine dağılınca etrafa, bütün birikmiş kirli düşünceler şarapnel gibi saplanınca sahiplerine, sen kutlamaya koşacak gibi olurken, yine üstü örtülüyor sesinin, bir el, belki Tanrı’nın eli, kapatıveriyor üzerini, söylediklerinin.

Düzen böyle bir şey işte. Karşı çıktığında sesini kısan, onun düşündüğünü düşünmediğinde gözünü korkutan, senin özünü hiç olmadığın birisinin kalıbına dökmeye çalışan, fabrikadan adam çıkartan bir düzen işte. Annen de böyleydi, değil mi? Sen o pantolonu giymek istemeyip berikine gözünü dikince hemen sinirlenirdi. Peki ya baban? Seni hiç ‘O saç ne öyle?’ diye yermedi mi? ‘Denemek istedim.’ cevabı onu da hiç tatmin etmezdi değil mi? Sevgilinden ‘Yakışmamış sana.. ’ ile başlayan cümlelerin ilkini duymak, patronunun ‘Fikirlerin güzel ama bize ters.’ masalıyla uykuya dalmak, dostlarından ‘Yani tabi sen bilirsin ama yine de ben uyarayım seni..’ inceliğinde susturucu destekli laflara maruz kalmak.. Hepsi ama hepsi sana ‘Sen kendin olamazsın, biz ne dersek o olacaksın!’ diye bağırmadı mı?

Sonrası malum, güçsüzlük. Onların dediği gibi olmak. Esasında, ‘hiç’ olmak. Yeni medeniyetin en acımasız yanı ise bu kimliksizleştirme, hiç etmeceyi eskisinden farklı olarak sadece gazete, radyo ya da televizyon ile değil internet ve sosyal medya gibi hızlı, ışıltılı, zamanımızın neredeyse tamamına hükmeden efendiler aracılığıyla gerçekleştirmek. Sinsice…

Sana bildiğin şeyler anlatarak bitireceğim. 3 yaşındaki bir çocuk merakıyla dinliyorsan beni, çoktan anlamışsındır derdimi. Bilmiyorum sen de onlardan mısın ama tek bir içten ricam var senden. Lütfen tanımadan etmeden, sadece gördüğün bir kaç kelime, duyduğun bir kaç asılsız çekiştirme ya da isimsiz ihbarlardan yola çıkarak yargılama kimseyi. Her şeyin hızla değiştiği şu garip düzende, kimliksizleştirme çabasına karşı durmak için bunca çabalarken, indir o süngüyü,  olduğu gibi kabul et karşındakini.

Paylaş

  • Facebook'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
  • Twitter üzerinde paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
  • WhatsApp'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
Share

MY WORLD

You might also like

On The Go – 4
25/10/2015
Birthday Boy
15/04/2015
Interview with Georgia May Jagger
08/04/2014

11 Comments


Tuğçe Avcı
22/08/2011 at 11:33
Reply

Koraycım ne güzel yazmışsın! Bir solukta okudum hepsini (:



    koraycaner
    24/08/2011 at 01:27
    Reply

    Çok teşekkür ederim! 🙂

Rebel Takipte
22/08/2011 at 14:29
Reply

Ne kadar akıcı yazmışsın,kesinlikle yazdıklarına katılıyorum,çok güzel dile getirmişsin, tebrik ederim



    koraycaner
    24/08/2011 at 01:28
    Reply

    Teşekkürler!

ALIŞVERİŞ CİNİ
22/08/2011 at 19:25
Reply

Yazım diline bayıldım ben de Koray’cım eline diline sağlık!



    koraycaner
    24/08/2011 at 01:29
    Reply

    Wuuu teşekkür ederim 🙂

sueda
22/08/2011 at 21:53
Reply

kalemine sağlık..



    koraycaner
    24/08/2011 at 01:29
    Reply

    çok teşekkürler..

STİL DİREKTÖRÜ
23/08/2011 at 05:29
Reply

Dostum olduğun için bir defa daha sevindim. Kalemine sağlık gece yarısı süper geldi sonsuz başarılar sen hep bu tarz yaz canım. Öperim.



    koraycaner
    24/08/2011 at 01:29
    Reply

    Sağol canım benim. Beğenmene çok sevindim. Dertler malum 😉

Merve
27/08/2011 at 18:05
Reply

3 yaşında bir çocuğun merakıyla okudum Koray… Ne güzel anlatmışsın susup içimizde büyüttüklerimizi. (:



Bir Cevap Yazın Cevabı iptal et



© Copyright Fashionably Digital Adventures 2020