Monthly Archives: Şubat 2010

Lady Gaga, ELLE’de

Türkiye’de yayınlanan gazete ve dergilerde bir sütunluk haberlerden fazlasına pek sahip olamadı Lady Gaga.

Belki aykırılığından, belki yapımcılarının TR’de tanıtım faaliyetlerinin az olmasından kaynaklandı bu. ( belki de hiç tanıtım yapmıyorlardır, bilemiyorum) Albümlerini bulmak bir hayli sıkıntılı iş. Yılbaşında, The Fame Monster için epey uğraşıp D&R’lar arası mekik dokumuş ve son kalan CD’leri almıştım. O zamandan beri de sık sık gidip kontrol ediyorum The Fame veya The Fame Monster albümleri var mı raflarda diye, maalesef göremiyorum.

Büyük ödül törenlerindeki performansları sonrasında özellikle Habertürk bolca yer veriyor Lady Gaga’ya, diğer gazetelerde de birer ikişer görüyorum. [Tabi ki ben neredeyse tek haber kaynağı benmişim gibi sürekli Lady Gaga haberlerine yer veriyordum, hatta artık bıkmıştı okuyanlar (:  ] Ancak şöyle detaylı bir yazıyı Türkçe kaynaklarda  uzun zamandır görmüyordum ki..

ELLE , Mart sayısında tam 10 sayfalık bir Lady Gaga söyleşisine yer verdi.

Viktor & Rolf, Vivienne Westwood, Karl Lagerfeld, Hussein Chalayan gibi isimlerin kıyafetleriyle yapılan çekimler bu 10 sayfanın büyük bir kısmını kaplıyor – ki bu çok iyi!

Bu röportaj ve çekimler aslında ELLE Amerikan edisyonunda geçtiğimiz Ocak ayında yer almıştı; hatta o sayının alternatif kapaklarından birisini süslemişti Gaga.

İki ay sonra; ELLE Türkiye sayesinde bu röportaj ve çekimler bizim raflarımızda yerini almayı başardı; kısacık bir özetini de aşağıda sizlerle paylaşmak istedim.

NEW YORK BEBEĞİ

“En çok ne bir efsaneye dönüşür? Sahte kan fışkıran elbiseler, işkoliklik, vefalı bir kalp, metropol sanatı ve popun yeni divası Lady Gaga.”

Lady Gaga Elle

Cinselliğini sanatının bir parçası olarak kullandığını söyleyen Gaga, “Diğer kadınların benim gibi olmalarına gerek yok, ama nasıl olmak istiyorlarsa öyle olsunlar!” diyor.

Lady Gaga Elle

Stevie Wonder ve Destiny’s Child’ın prodüktörü Vincent Herbert, Gaga’nın “Beautiful, Dirty, Rich” performansının videosunu görmüş. Onu Los Angeles’a götürmüş ve 24 saat içinde anlaşma yapılmış. Böylece “The Fame” ortaya çıkmış.

Lady Gaga Elle

Albümü “The Fame” , aslında cesur bir hamle: Şöhrete ulaşmayı hedeflemiş ve bunu başarmış bir kadın var karşımızda.

ELLE Mart sayısındaki Lady Gaga röportajını Miranda Purves hazırlamış, Tom Munro fotoğraflamış, Aslı Özgen ve Müge Özgen de bizler için derlemiş. Teşekkürler! :)

Görkemli Bir Veda

Uzun zamandır aile boyu sinema deneyimini rafa kaldırmış, evde DVD’lerimizle mutlu mesut geçiniyorduk.

Ama belki “Livaneli” olduğu için bir gaza geldi evdeki herkes, hadi dedik, Veda’yı görelim..

[ Bilgi küpü: Livane, Artvin'in eski adıdır. KorayCaner ve ailesi de Artvinlidir.Tıpkı Zülfü Livaneli gibi. ]

Veda’yı bir süre önce duymuştuk zaten, hatta ben sizlere “Livaneli’den Veda, Bir Atatürk Filmi” başlıklı yazımda da biraz bilgi vermeye çalışmıştım bu filmle ilgili.

Veda , 26 Şubat 2010 günü buluştu seyirciyle.

Filmin ilk sahnesinden itibaren beni kaplayan  [biraz]  gerçek-dışı oyunculuklara şahit olduğum hissi zaman zaman azalsa da hiç yok olmadı. Nedendir bilmem, pek çok Türk yapımını izlerken yaşadığım bu his, Veda’da da yakamı bırakmadı.

Filmin salt bir “Atatürk filmi” olmadığını düşünmüştüm o zamanlar ama şu anda düşüncelerim filmin hangi gözden bakılırsa bakılsın dibine kadar bir Atatürk filmi olduğu yönünde.

Veda

Filmin en büyük kozlarını muhteşem görsellik ve müzikler olarak takdim edebilirim size. Çünkü yapılan styling çalışmaları gerçekten gözü okşuyor, insanı masalsı bir dünyaya sürüklüyor; kanlı savaş sahnelerinde bile.

Müziklere gelince, tek kelimeyle müthiş! Gerek geleneksel eserlerin icrası , gerekse yeni kompozisyonlar film ve olaylarla öyle bir harmanlanmış ki, bir ara “Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar” belgeseli izler gibi hissettiğimi söylersem yalan olmaz.

Ama bu eleştiri asla kötü niyetli değil. Aksine, müziklere o kadar bayıldım ki, film müziklerini içeren CD’yi kapabilirim ilk gördüğüm yerde!

Veda

[ filmi açık etmeden bir not düşeyim, bir ud çalma sahnesi vardı; keşke oradaki oyuncu rolü için birazcık da olsa ud tıngırdatmayı deneseydi diye içimden geçirdim, çünkü ilmek ilmek işlenmiş bir filmde sakil durdu böyle bir sahne maalesef ]

Film bazı noktalarda o meşhur “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” filmlerinden aşina olduğumuz sahnelerle bize göz kırpsa da pek çok olayı ilk defa gözler önüne seriyor.

Özellikle Mustafa Kemal’in küçüklük sahnelerinde bu “ilk kez gördüm bunu” hissini yaşadım ama bir Bingazi bölümü var ki filmde, insanı kendinden alan bir görselliğe ve hiç işlenmemiş bir konuya sahip.

Veda

1880′li yıllarda Selanik’teki çocuklar birbirini görünce “merabaa” diyor muydu bilmiyorum; veya Mustafa Kemal neden hep böyle uzun boylu tasvir edilir hiç çözemiyorum.

Ama bu tür farklılıkları göz ardı edip anlatılan masala kendinizi kaptırabilirseniz filmin sonunda hem hüngür hüngür ağlıyor hem de filmi alkışlıyor bulursunuz kendinizi. En azından bizim salondaki seyircilerin çoğuna yakını bu haldeydi.

Veda

Livaneli’nin yönetmenliği, müzikleri ve özellikle görselliğiyle sizi alan, görece kotarılmış akışıyla da çok eksik hissettirmeyen bir film Veda. Gidip gördüğünüzde, en azından bir sahnede bu filmi hatırlamanızı sağlayacak bir şey bulacaksınız..

not1 : “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” filmlerindeki karakterler o kadar içime işlemiş ki,bırakın başka bir Mustafa Kemal’i; başka bir Zübeyde Hanım, başka bir Fikriye, başka bir Latife imajı oturmuyor kafamda; ne olursa olsun.

not2: Türkiye’de bir ilk! Veda’nın iPhone uygulaması varmış. Bu uygulamaya özel fotoğraflar, film müzikleri , afişler ve oyuncularla ilgili bilgiler gibi çeşitli başlıklar altında geniş bir içeriğe sahip bu uygulamayı yüklemek için tık tık.

not3 : kullandığım görsellerin bir kısmını Veda filminin resmi internet sitesinden, bir kısmını da Facebook sayfasından aldım.

Strike A Pose

VOGUE Türkiye sayesinde adım anılır oldu, bu bir gerçek.

Bir kaç gündür çılgın bir VOGUE-mania çerçevesinde sürekli bir yerlerden haberler alıyorum “Seni gece gördüm televizyonda” , “Radyo’da senden bahsediliyordu, gerçi yanlış söylediler ama olsun” gibi.

Açıkcası şu boşlukta o kadar iyi geldi ki bu farklılık, sürekli bunu konuşmak çok hoşuma gidiyor, yalan yok. Bu olaydan sonra resmen bir süre yazı yazmak istemedim, tadını çıkartayım, en üstte “VOGUE Türkiye 0002″ yazısı kalsın istedim.

Yorumlardan bir kısmı “Aman canım ne olacak, dergi işte,delirme.” şeklindeydi. Tabi ki bu da bir bakış açısı. Ama “ilk”, “tek”  ve “son” lara ne kadar takıntılı olduğumu bilen herkes anlayacaktır beni.

Özel şeylerin parçası olabilmeyi çok sevmişimdir hep. Bu yüzden ODTÜ’de okurken ODTÜ’nün 50. Yılı kutlamalarına denk gelmek, Türkiye’deki ilk Formula 1 yarışında tribünde olmak, Mamma Mia’yı İstanbul’da en önden izlemek ve benzeri daha pek çok şeyin bendeki anlamı büyüktür.

Şimdi de gündemdeki en fiyakalı madde bu VOGUE olayı tabi ki.

Bugün pelin bloga yaptığı yorumda haber vermiş sağolsun, Milliyet’in Cadde ekindeki Parti Ajanı köşesinde adım geçmiş. Koşup hemen aldım gazeteyi.

Vogue Türkiye oray

Parti Ajanı’na çok teşekkür ediyorum buradan.  Umarım ilerleyen zamanlarda yine karşılaşırız bir yerlerde.  :)

(habere bu linkten ulaşmak da mümkün)

Bunun dışında;

Az önce NTV’de yayınlanan ve sunuculuğunu Ece Sükan’ın üstlendiği NModa programının açılışını bu VOGUE Türkiye haberi yaptı. 0002 numara olmanın önceliğiyle sanırım, kendimi uzun uzun izleme fırsatım oldu. Kaliteli bir kayıt alamadım heyecandan, o yüzden benim amatörce ekrandan aldığım görüntülerle idare etmek zorunda kaçıranlar.

voguekoray2

Bu yazı yayınlandıktan bir kaç saat sonra Siu‘cum sağolsun zahmetlere girip gün içinde diji diji kaydettiği videoyu bir de TV’den tekrar açıp kaydederek Vimeo’ya yüklemiş. Şimdi onun sayesinde bu haberi burada paylaşıyorum.

“Andy Warhol’u haklı mı çıkarıyorum?” diye düşüneyim bir yandan, bir yandan da bugün paketleyip kaldırdığım 0002 numaralı Vogue Türkiye’min yerine aldığım numarasızlardan birine göz atmaya başlayayım.

Bakalım daha neler göreceğiz. :)

not: Parti Ajanı’nın bahsettiği Paris ve İstanbul’daki partilere beni çağıran olur mu acaba? Valla yakama “0002″ yazıp geleceğim, söz!

Amazon’dan Paket Var

Evdeki kitap dergi DVD yoğunluğunu artıracak bir hareket belki ama yine de dayanamadım!

Yaklaşık iki hafta önce verdiğim siparişim elime ulaştı ve bu siparişten  bir kaç öneri çıkar diye düşündüm.

İlk önerim aslında bir “tekrar” olacak bu sayfalarda gezinenler için. Bundan iki hafta önce Alice’in Maceralarına Yeniden Bakın başlıklı yazımda bahsettiğim kitabı aldım!

Alice's Adventures in Wonderland

Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi bu yeni tasarım Alice kitabındaki pek çok detay, insanı görsel bir ziyafetle başbaşa bırakıyor. 159 sayfalık bu maceranın ilk basımına sahip olmak çok mutlu etti beni. Kitabın içerisinde daha önce resmedilmemiş farklı bir bölümün de okuyucuyla buluştuğunu hatırlatayım.

İkinci öneri müzik dünyasından..

Son yılların en büyük divalarından birisi! Beyoncé , “I AM.. YOURS” isimli performans seti ile karşımızda.

2 CD ve 1 DVD’den oluşan bu sette 30′dan fazla şarkıyla bizleri muhteşem bir dünyaya bırakıveriyor Beyoncé.

Beyoncé - I Am.. Yours

Single Ladies, If I Were A Boy ve Sweet Dreams gibi liste başı şarkıların yer aldığı bu setteki DVD saatler süren görsel bir şölen içerirken CD’ler ise bu şölenin canlı kayıtlarını sunuyor bize.

DVD içeriğindeki sahne arkası görüntüler sayesinde Beyoncé’yi hiç olmadığı kadar yakından görmemiz mümkün.

Unutulmaz şarkıların muhteşem performanslarını içeren bu set tam bir klasik!

[* setin içerisinden performansın sergilendiği Wynn Las Vegas'ı tanıtan bir kitapçık ve Beyoncé'nin annesiyle ortak çalıştığı "House of Deréon" markasının ufak bir broşürü de çıkıyor]

Son öneri ise uzun süredir etrafta gördüğümüz bir aksesuar.

Bu “shutter shade” gözlükler bir süredir hem sokak modasında farklı tarz yaratmak isteyenlerin ilk aklına gelen aksesuar oldu, hem de pek çok şarkıcının klibinde karşımıza çıktı.

Shutter Shade

Pek çok mağazada “Kanye West Shutter Shade” olarak satılan bu gözlüklerden bir adet beyaz bir adet siyah sipariş etmiştim. İlerleyen zamanlarda çeşitli çekimlerde kullanılmak üzere onlar da  dolabımdaki yerlerini aldılar.

Not: Bunları ve aldığım diğer kitapları nereye sığdıracağım bilmiyorum, küçücük odam giderek daha da dolmaya başlıyor. Sanırım artık kendi evime çıkma zamanım geldi. Evet anne, baba, burayı okuyorsanız bi görüşelim :)

VOGUE Türkiye 0002

vogueme1

Evet, elimde tuttuğum dergi bu!

100 yılı aşkın süredir modaya yön veren dergi VOGUE, 17 ülkenin ardından artık Türkiye’de!

Ve ben, bu efsanenin koleksiyon sayısını alan ilk kişiyim!

Bundan bir kaç gün önce Vogue Türkiye’nin Facebook sayfasından öğrenmiştim 24 Şubat 2010, Çarşamba günü koleksiyon meraklılarına özel 1000 adet seri numaralı derginin satılacağını.

Ben de bu sabah İstinye Park’a “Acaba alabilir miyim? Kalır mı bana da?” sorularıyla beynimi doldurarak adım atmıştım.

Ben oradayken / saat 11 suları / VOGUE Türkiye standı son hazırlıklarını tamamlıyordu.

voguekc3

Tabi ki henüz saatin erken olmasından dolayı orada çalışanlar beni görünce bir şaşkınlık yaşadılar.

Ancak daha sonra VOGUE Türkiye Pazarlama Uzmanı Duygu Şahin ile çok tatlı bir sohbete koyulduk. Bloggerlar arasında VOGUE Türkiye heyecanının nasıl yaşandığını anlattım. Kendisinin de derginin bu ilk günü için yaşadığı heyecan her halinden belliydi.

Ardından bir anda benim gibi erkencilerden oluşan bir sıra oluşturmaya başladık ve ben en öndeydim!

Şaka gibi geliyor halen ama ben en öndeydim ve arkamda giderek büyüyen bir insan yığını vardı. En önde olduğum için, NTV muhabiri olan çok tatlı bir bayan benimle röportaj yapıp bu kadar özel bir olayda ilk sırada olmanın heyecanıyla ilgili sorular sordu. Tabi ki ,yine heyecandan olsa gerek, pek bir şaşkın konuştum uzatılan mikrofona.

Aldığımız bilgiye göre 0001 seri numaralı en özel VOGUE Türkiye’yi, Genel Yayın Yönetmeni Seda Domaniç satın alacak ve sonrasında diğer dergilerin satışı gerçekleşecekti. (adettenmiş efendim 0001′in Genel Yayın Yönetmeni tarafından satın alınması :) )

voguekc2

Seda Domaniç’in 0001′i almasıyla birlikte patlayan şampanyalara heyecanlı kalabalığın alkışları eşlik etti ve sıra KorayCaner’e gelmişti!

voguekc1

Dergiyi alır almaz etraftan gelen “aç bakalım neler var” sesleri, bir yandan elime tutuşturulan şampanya, ve arkadaşlarım için fazladan aldığım iki dergi ile şaşkınlıkların en büyüğünü yaşadım o an sanırım.

(Can çoktan siparişini vermişti, 0003 de kendisinin oldu :) )

Ardından yine NTV ile bir röportaj gerçekleştirdik. Bu sefer de VOGUE Türkiye’yi nasıl bulduğumu sordular ve ben de yine aynı şaşkınlık içinde yanıtladım kendilerini. Hani sudan çıkmış balık mı desem, gözüne ışık tutulmuş tavşan mı bilemedim.

Ve bir anda VOGUE Türkiye Moda ve Stil Danışmanı Ece Sükan yanımda beliriverdi. Kendisiyle de çok tatlı bir sohbetimiz oldu ve bu sohbet sanırım önümüzdeki günlerde kendi programında yayınlanacak. :)

Bir saatten fazla süre orada kaldım ve o atmosferi doyasıya yaşamak istedim. Çünkü herkes VOGUE gibi bir dünya yıldızını Türkiye’de görüyor olmanın mutluluğunu yaşıyordu.

voguekc4

Oradaki herkes bu kadar özel bir baskıdaki sayılı dergilerden birine sahip olabilmenin ayrıcalığının farkında olarak haklı bir sevinç içinde VOGUE Türkiye’yi kutluyordu.

Ben tam oradan ayrılırken karşılaştığım bir bayan “Kocaeli’den gelen çılgın blogger sizsiniz, 2 numarayı alan, değil mi?” dedi bana. Sonradan da sevgili Can‘ın ve iconjane‘in bloglarında adım geçtince şöyle bir etrafı gezindim, gerçekten de şehir efsanesi kıvamında adım çıkmış.

Akşamüstü ben daha eve gelemeden de NTV’den haberler paylaşılmaya başladı ve “Vogue koleksiyon sayısına hücum” haberinde kendimi görmemle birlikte olaya noktayı koydum : hakikaten hepimiz bir gün 15 dakikalık şöhretler yaşayacağız.

vogue-1.standard

Yukarıda görülen fotoğraf haberin içerisinde kullanılmış.KorayCaner’in her biri 1,6 kg ağırlığındaki VOGUE Türkiye’leri kucaklarken mutluluktan uçan hali :)

Günü toparlayalım.

Jessica Stam’le süslenmiş sıcacık bir VOGUE Türkiye kapağı, hem de en özelinden..

NTV ve Ece Sükan’ın benimle yaptığı röportajlar..

Sırada beklerken o heyecanı yaşamak ve herkesin beklentisinin ne kadar yüksek olduğunu görmek..

562 sayfalık bir VOGUE Türkiye özel sayısı.. Dopdolu.. Pek çok şey vaat eden..

Ve KorayCaner’in mutluluğu..

0002

Gelecekten düşülen not; sonrasında başıma gelenleri Strike A Pose başlıklı yazımda bulabilirsiniz!

Türkiye’nin Monopoly’si Geliyor

Uzun yıllardır hayranlarını heyecana sürükleyen Monopoly’nin 75. yaşa özel sayısından burada bahsetmiştim.

Monopoly ile Türkiye’nin tanışması da 20 yılı aşkın bir geçmişe dayanıyor. Ve şimdi Monopoly, Türkiye’ye özel bir versiyonu ile karşımıza çıkmaya hazırlanıyor!

Türkiye’nin Monopoly’sinde yer alacak şehirlerin seçimi içinse tatlı bir rekabet var. Hasbro Pazarlama Müdürü Arzu Çeltekoğlu’nun açıklaması şu şekilde:

“Monopoly Türkiye’de 22 şehrimiz fotoğraflarıyla oyun alanı üzerinde yer alacak. 81 şehrimiz içinden 22’sini seçmek gerçekten zor. Bu nedenle Türkiye’nin Monopoly’sini, tüm Türkiye şekillendirsin, bu önemli kararı tüm Türkiye versin istedik. Kendi şehrinin oyun alanında yer almasını isteyen herkes oylarıyla bunu sağlayabilir. Bu heyecanlı yarışta herkesi oy kullanmaya çağırıyoruz”.

Monopoly Türkiye

Evet, gördüğünüz gibi Türkiye’nin Monopoly’sinde yer alacak şehirleri seçmek için bir oylama başlatıldı ve 28 Şubat’a kadar devam ediyor. Oy kullanmak ve bilgi almak için https://www.turkiyeoyveriyor.com adresine girmeniz yeterli!

Monopoly’de bildiğiniz gibi en karlı ve prestijli bölgeler koyu lacivertle gösteriliyor.Sonrasında yeşil,sarı ve kırmızı olarak devam ediyor. Türkiye şehirleri arasında da bu prestiji yakalamak önemli! Şu anda listenin başında Giresun geliyor! Evet, İstanbul ikinci, İzmir üçüncü, Sivas dördüncü ve Eskişehir beşinci sırada.

Sizler de Monopoly Türkiye’de görmek istediğiniz şehirleri seçmek için oy kullanın, bu tatlı rekabette yerinizi alın!

not: Siteye girince “Memleketim” şarkısı çalmaya başlıyor, pek güzel bir tercih olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef. :)

Web Sitene Kulak Ver

Elmalarla armutları toplamamak tek öğretilendi bize.

Ama bu websitesi elmalarla armutları toplayıp, görüp görebileceğimiz en farklı işlerden birini getiriyor karşımıza.

CODEORGAN, internet sitelerini dinlememizi sağlıyor!

Şöyle ki, bir internet sitesindeki karakterleri ve kodları; çeşitli algoritmalarla inceleyip müzikal ölçülere ve birimlere çeviriyor - muş!

Herhangi bir siteyi, veya site sahibiyseniz kendi sayfanızı, mutlaka burada dinleyin.

codeorgan

Ben iki farklı zamanda denedim, koraycaner.com için farklı müzikler duydum. Anladığım kadarıyla yazılar eklendikçe/değiştikçe ve site yapısında değişiklikler oldukça ortaya çıkan müzik de değişiyor.

Bu arada girilen web sitesinin yarattığı müziği Facebook ve Twitter’da da paylaşabileceğinizi hatırlatalım.CODEORGAN‘ı denemek için tık tık

not: benim denemelerimin ikisinde de çok feci müzikler çıktı, acaba sorun bende mi?

Beyaz Fon + Blog Adı

Sizi bilmem, ama ben herhangi bir internet sayfasını açtığımda sağına soluna ıncık cıncık bakarım, görsellerini, düzenini epey gözden geçiririm.

Kurumsal siteler, oyun siteleri, sosyal ağlar ve tabi ki takip ettiğim bloglar bu uzuuun incelemeden nasibini alır.

Bu blogun da görsel yanına özen göstermeye çalışan biri olarak kısa zaman önce kullandığım temayı değiştirdim, beyaz ağırlıklı bir tema ve kendi hazırladığım “koraycaner” yazısı ile kullanmaya başladım.

“Biraz değişiklik olsun,ferahlık olsun” tadında giriştiğim bu değişimin altında sanırım çok farklı etkenler yatıyor.

Şöyle diyeyim, böyle düşünen ilk ben değilmişim, son da ben olmamışım. Surprise?

Takip ettiğim blogları gezinirken fark ettim ki pek çok blog yazarı  bu “ferahlık” olgusundan yana. En azından sitelerine girdiğimizde bizi karşılayan “header” bölümlerinde “beyaz fon üzeri blog adı” olgusu fazlasıya popüler!

Kimisi uzun süredir böyle, kimisi de benim gibi yakın zamanda makyajlamış kendini.

Bugün sizlerle blog camiasının benim izlediğim kanadında yakaladığım bu eğilimi paylaşmak istedim.

// kategoriler içerisinde bloglar alfabetik sıralanmıştır //

// görsellere tıklayarak bloglara ulaşabilirsiniz //

1) BEYAZ FON + BLOG ADI

capricemoda

fashionbysiu

fashionnarfashionwithecemnilerturkstylebytOrtak özellikleri seçilen /veya hazırlanan/ bir yazı tipi ile blog adının yazılması. En sade yöntem :)

2) BEYAZ FON + BLOG ADI + UFAK DETAYLAR

iconjanejojikmodalivedreamysalincaktaikikisiBu bloglarda, blog adının yanı sıra ufak bir açıklama veya harflerde modifikasyon görülmekte. Sadelikten vazgeçmeyen ama biraz da farklılaşan işler.

3) BEYAZ FON + BLOG ADI + GÖRSEL

alisveriscinikankanerdeyimbenkristalkuremodacadisistyletricks

Bu bloglarda beyaz fonun gücü kullanılmakla birlikte bir veya bir kaç görsel eklentisi görülmekte. ( Moda Cadısı’nda görsellerin ağırlığı biraz fazlaca ancak blog adının kullanıldığı bölümdeki sadelikten ötürü o da bu kategoride)

Elbette bunların dışında pek çok farklı blogda pek çok farklı başlık görülebilir. Ancak ben, kendimde de kullandığım “beyaz fon + X” şablonunun ne kadar da sık kullanılan ve sevilen bir örnek olduğunu fark ettim ve bunu paylaşmak istedim.

Sizin düşünceleriniz neler?

Hi Portfolio, This Is KC Talking!

portfolio

20/02/2010 tarihini bir yerlere yazmam gerekecek.

Hem bıdır bıdır kardeşim Canan‘ın doğum günü bugün..

Hem sevgili arkadaşım Özge‘nin..

Takvime bu kadar önemli sebeplerle işlenmiş bir günde benim yaptığım çılgınlık ise Çocuklar Reklamcılık tarafından hazırlanan Portfolio – School of Creative Advertising ile tanışmaktı. Hem de ne tanışma!

Oldukça eğlenceli, korkutucu, adrenalin pompası bir “Merhaba!” dedik, el sıkıştık.

Bir aksilik olmazsa (göktaşı düşmesi vb.), 6 Mart’ta başlayacak yeni dönemin öğrencilerinden biri olacağım bu reklam ve yaratıcılık okulunda!

Farklı ve başarılı bir eğitim süreci olacak  bence!

Not: Eminim burayı birisi okuyor. Söz, çok çalışacağım! :)