Monthly Archives: Ocak 2010

[etkinlikler / events] [moda / fashion]

Milan’da Erkekler Podyumda

Erkek modasını takip etmek için gözler Milan’a çevrildi, şu ana kadar Dolce&Gabbana, Gucci, Prada, Burberry Prorsum, Salvatore Ferragamo, Gianfranco Ferré  gibi dünya devleri yürüttü erkekleri podyumda..

Bu sonbahar/kış için Dolce&Gabbana fazlasıyla köy hayatına özenmiş, hani içlik giydirilmiş erkek görmekten yoruldum fotoğraflara bakarken, buraya da koymak gelmedi içimden..

Bahsettiğim diğer isimlere dönecek olursak..

Bu sene tutturduk, her yerde yazdık okuduk turkuaz geliyor, erkekler de turkuaz kadar iddialı olmasa bile maviye yaklaşacak diye..  Şu üç gün, bunu kanıtlamaya yetmiş gibi görünüyor..

milan-mavi1

milan-mavi2

* görebileceğiniz gibi mavi-kahverengi ikilisi yine iç içe geçmiş durumda, özellikle Gucci’ler iyi iş yapar bence

Baskın bir şekilde karşımıza çıkan tek şey mavi tonları değil;maalesef benim pek sevmediğim o deve tüyü/sarı/açık kahve/sütlü kahve/her ne haltsa o renk de özellikle Prada ile gözümüze gözümüze sokulacak sanırım yine. Hani bazı tonları tamam da bazıları beni fazlasıyla itiyor nedense..

milan-sari

*hiç bu kadar klasik olmayı anlayamadım.. Prada baştan aşağı bunlarla dolu bu sene..

Sarının yerine ben biraz daha koyuya kaçıp turuncu ve hatta alev alev kırmızı alabilirim, mümkünse.. Zaten şu ana kadar ortaya çıkan işler de “mümkünse” kısmından tutmuş,  fazla renkli parça göremiyoruz sanırım bu sene..

milan-diger

*tamam belki buradaki Gucci’ler çok tercih edilmez ama o Ferragamo çok iyi geldi gözüme uzaktan uzaktan..

Arada tabi ki baskın mavi, inatçı sarı -her ne haltsa o renk işte- gibi göze çarpan çıkış yapanlar olsa da benim bu seneki favorim yeşil olacak sanırım, zira Ferragamo’nun bu yeşilleri şu üç günde gördüğüm en güzel işler..

milan-yesil

* hangisini daha çok beğeneceğine karar verememek..

Bütün bunların yanı sıra yine o military detaylar gözümüze çarpıyor arada, ancak bazı modellerde kadın erkek ayırt edilemeyecek noktaya yaklaşılmış, artık fazla iç içe olmaya başladık sanırım.

Biraz daha bekleyelim,daha neler çıkacak..

[moda / fashion]

Drop Crotch Geliyor, Kaç!

Drop-crotch pantolonların 2010′da erkekler tarafından daha çok kullanılacağını biliyorduk, sağda solda çeşitli kreasyonlarda drop-crotch pantolonlarla ilgili haberler artmaya başlayınca artık söylemem gerektiğini düşündüm:

Ben bunları görmeye dayanamıyorum!

givenchy-drop-crotch

givenchy-drop-crotch-2

*Bu yukarıdakiler Givenchy tarafından sunulan modeller. Hani ciddi desem diyemiyorum, tarz desen sanırım benden çok uzakta.

hmdc

*Bu gördüğümüz H&M ise belki sadece H&M olduğundan bana daha ılımlı görünüyor.

Ancak genel olarak bu drop-crotch olayını sevimli bulmuyorum. Yıllardır pasaj alışverişi yapan alternatif takılan erkeklerin tercihi olan bu tür,  bu sene hem uzun pantolonları hem de şortları ile gözümüze gözümüze sokulacak ve ben sanırım kaçacak yer arayacağım.

Hani şimdiden uyarayım, bu tür bir şeyi giymeyi düşünen erkekler, eşine dostuna almak isteyen bayanlar:

Lütfen boyunuza posunuza bakınız, gidip bir deneyiniz/denetiniz! Mankenlerde bile o kadar albenili durmazken bizim üzerimizde nasıl durur kim bilir!

[o benim dünyam / that's my world]

The Dervish House – İstanbul, 2027

2027′nin İstanbul’u ile yüzleşmeye hazır mısınız?

The Dervish House, İngiliz bilim kurgu yazarı Ian McDonald‘ın Temmuz 2010′da raflarda yerini alacak olan yeni kitabı.

Tanıtım metninden gördüğümüz kadarıyla yakın gelecekteki -2027- İstanbul’da geçen ve birbiriyle bağlantılı olan üç hikayenin anlatıldığı bir roman var karşımızda.

Daha önce “River of Gods” , “Cyberabad Days” gibi kitaplarında 2047 yılının Hindistan’ı ile okuyucu karşısına çıkan, “Brasyl” ile üç farklı zaman dilimindeki üç farklı Brezilya’yı gözler önüne seren McDonald’ın bize sunduğu 2027 İstanbul’u biraz karışık aslında.

dervishhouse

* Kitabın bence bir hayli estetik olan kapak çalışmasında İstiklal Caddesi’ni ve tarihi tramvayı görüyoruz, etrafı tamamen çarşaflı insanlarla çevrili olarak.

* Kitaba göre 2027 yılında Türkiye, Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin 5. yılını kutluyor. 100 milyona yakın nüfusu ile Avrupa Birliği’nin en büyük ve en çeşitli ülkesi konumunda olan Türkiye doğu pazarlarına açılan bir kapı, Rus ve Orta Asya doğal kaynaklarına ulaşılan bir köprü ve Avrupa’nın pis işlerinin sürdürüldüğü bir arka bahçe.

* Tanıtım metnindeki “Yeni bir gün, yeni bir otobüs bombalaması” ifadesinden görüldüğü üzere sürekli bir karışıklık içerisinde.

Anlaşılan o ki, bir gösterip iki vuran cinsten bir İstanbul var karşımızda. Şimdilik Temmuz 2010′u bekliyoruz bu kitabı enine boyuna tartışabilmek için. Ama içerik ve kapağın bir kesimi hayli rencide edeceği belli.

[müzik / music] [o benim dünyam / that's my world]

Sticky & Sweet – DVD Yolda!

Hayatımda yaşadığım en güzel deneyimlerden biriydi, bahsetmiştim ya, Madonna‘nın Sticky & Sweet konser turunu en önden izlemek..

Şimdi aynı heyecanı tekrar tekrar yaşamak için gün saymaya başlayabiliriz.

“Sticky & Sweet Tour”, Madonna’nın dünya çapında 32 ülkede 3.5 milyon hayranıyla buluşmasını ve hasılat rekoru kırmasını sağlamıştı. Kendisine, en azından Live Nation ve Warner Bros.’a kazandırmaya devam edecek gibi duruyor!

Blu-ray, DVD ve CD formatlarında karşımıza çıkacak  konser kaydı “Sticky & Sweet”, Madonna hayranları için “must-have-item”. Konseri izleme fırsatı bulamayanlar için ise o anları yaşamalarını sağlayacak müthiş bir fırsat!

ss

Mart ayında satışa sunulması planlanan “Sticky & Sweet”, Buenos Aires’te kaydedilmiş. *Normal tur programında yer almayan ancak seyircilerin ısrarı üzerine Madonna’nın sadece bu konserde seslendirdiği  ”Don’t Cry For Me Argentina” da bu sayede bizlerle buluşuyor.

“Mart ayına daha çok var!” diyorsanız, o zamana kadar benim Sticky & Sweet Turu Sofya konserinde başımdan geçenleri okuyarak biraz zaman geçirebilirsiniz :)

Sticky Sofia, Sweet Madonna I

Sticky Sofia, Sweet Madonna II

Sticky Sofia, Sweet Madonna III

[o benim dünyam / that's my world]

Livaneli’den Veda, Bir Atatürk Filmi

Daha dün akşam sizlere Fetih 1453 filminden ve bu filmin tarihi bir film olarak ciddiyetsiz bir izlenim bıraktığından bahsetmiştim ki bugün Veda filminin fragmanıyla karşılaştım.

“yazan-yöneten Livaneli”

veda

Senaryosu 3 yıl gibi bir sürede Zülfü Livaneli tarafından yazılan ve çekimleri 7 haftada yine Livaneli yönetiminde tamamlanan bir film Veda.

İlk bakışta Atatürk üzerine yoğunlaşsa da, film için bir dönem filmi demek daha uygun sanırım. Zaten filmin internet adresinde de bu filmin Atatürk’ün farklı dönemlerini Salih Bozok’un gözüyle anlatan bir dönem filmi olduğu vurgulanmış.Ve bir de iddiaları var:

Veda’nın amacı, Atatürk’ü sadece Türkiye’ye anlatmak değil, aynı zamanda tüm dünyada Atatürk’ün tanınmasını sağlamak.

veda1

Fragmanı izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum zira görüntü yönetimi, müzikler derken insan kaptırıp gidiyor kendini.

Veda filmine ait internet sitesi için tıklayın!

Veda filmine Facebook üzerinde ulaşmak için tıklayın!

Veda filmine Twitter üzerinde ulaşmak için tıklayın!

Umarım fragman ve sitede vaat edilenleri veren bir yapım olur ve biz de keyifle izleriz Veda’yı.

[o benim dünyam / that's my world]

Ancient Industries

İsmiyle müsemma bir internet sitesini tanıtmak istedim sizlere bugün.

Ancient Industries , 1900′lü yıllara güzel bir gezinti yapmanızı sağlıyor.

Sitenin sahipleri dünyanın pek çok yerinde gezip dayanıklı, kullanışlı ve ilgi çekici ev eşyaları toplayarak başlamışlar bu işe. Zamanla eşe dosta dağıtmak zorunda kalmışlar ellerinde kalanları. Ve sonunda “Neden para kazanmayalım?” diyerek bu sevimli siteyle satışa başlamışlar.

ancind

Bulacağınız ürünler tabak-çanak, faraş, sıcak su torbası gibi günlük ev eşyaları olmasına rağmen insan her birini incelerken heyecan duyuyor.

Ürünlerin pahalı olması için herhangi bir bahane bulamasam da (vintage is expensive?) siz de bu siteye bir göz atın,  kendi evinizde durduğu yerde hiç dikkat çekmeyen eşyaların aslında ne kadar kullanışlı ve stil sahibi olduğunu bir kere daha fark edin.

Not: Ancient Industries’e ait bir de blog var, internet sitesi üzerinden ulaşabileceğiniz. İncelemeye alın derim.

[müzik / music]

Gülşen’in Önsöz’ü Harika!

gulsen1

Yukarıda gördüğünüz kişi, Gülşen!

Ya da Gulshen mi demeliydim, bilemedim.

Yeni albümü Önsöz raflardaki yerini aldı ve beni gerçekten her şeyiyle yakaladı.

Albüm için Nihat Odabaşı tarafından çekilen  fotoğraflar bir harika! Hani şöyle diyeyim, ülkemizde bu tarz müzik yapan insanlar arasında bambaşka bir yere oynayan, iddialı işler. Klip de aynı şekilde henüz çok çok iyi olmasa bile, kocaman bir adım!

Fotoğraflar ve albümün çıkış parçası Bi’ An Gel’in klibini Gülşen’in resmi internet adresinde, tık!

Albüme gelecek olursak, Önsöz, Gülşen’in diskografisinde önemli bir yer edinecek gibi duruyor.

gulsen2

Sony Music ve Arista etiketiyle piyasaya çıkan Önsöz’de 11 şarkı var; bunlardan 10 tanesinin söz ve müziğinde Gülşen’in imzası bulunuyor, bir tanesi de Nazan Öncel’e ait “Dillere Düşeceğiz Seninle”. Albümdeki tüm düzenlemeler Ozan Çolakoğlu tarafından yapılmış.

Albümü aldığımdan beri evirip çevirip dinliyorum, ve tam puan veriyorum. Bu tarz bir albüm için hayli iyi bir ilerleme kaydetmiş Gülşen, en azından bana albümünü aldırdı, fotoğraflarına baktırdı, klibini izletti, şarkılarını defalarca dinletti ve buradan sizlerle paylaşmama neden olacak kadar sevdirdi.

Thanks darling, severse soldan silerse sağdan inersin..

[o benim dünyam / that's my world]

Yılbaşı Hikayesi

Ben bir yılı bitirip diğerine girerken buradan kimseye bulaşmadım, zira az sonra göreceğiniz üzere, fena halde yoğunluklar içerisindeydim.. Evde olmama rağmen!

Madem evdeyiz yılbaşında, o zaman evi biraz hareketlendirelim dedik Koray ve Caner olarak.. Hop! Tchibo’dan çok güzel kurabiye kalıpları ve kağıt tutacakları aldım, yeni yıla özel.. Çok tatlılar ama, değil mi?

Tchibo

*Ama o kurabiye kalıpları konusunda büyük sıkıntılar yaşadığımı belirtmek isterim. İçinden çıkan tarif bir türlü tutmuyor, siz kendi tarifinize uyun, uyarayım.

Ardından, hop! Sevil’e dalıp sempatik bir satış danışmanı eşliğinde kendimden geçtim! Ben “Annem, babam ve kız kardeşim için almak istiyorum.” dedikçe bana Hermès ve Prada erkek setlerini gösterip durdu, alacağı olsun. En sonunda almam gerekenleri alıp kendimi kurtardım.

yılbasi1

J’adore, Ricci Ricci ve Tous; anne, kız kardeş ve baba için alınabilecek en güzel kokulardan, test ettim, onayladım, aklınızda bulunsun. Hele ki Ricci Ricci bir harika kokuyor..

Tabi planım bu hediyeleri, diğer aldıklarımla birlikte bir yılbaşı ağacının altına koymak.. Ama ağaç yok?!

Hop! Koçtaş’a girdim, ağaç ve yılbaşı süsleri için ışıltılı rafların arasına daldım. Farklı çeşitlerde çok sayıda süsün arasında neredeyse 1 saat harcadım ama sonucun güzel olduğunu düşünüyorum..

yılbası2

Yılbaşı için alınan bütün hediyeler, özenle hazırladığım ağacın altına diziliverdi ve 2010′un ilk dakikalarında sahiplerini buldu haliyle.

Gelelim bu janjanlı hikayenin yorucu kısımlarına..

Yılbaşından önceki gece kurabiye yapmaya çalışmak ve yapamamak, yılın son günü başka bir kurabiye için uğraşmak ve yine başarısız olmak, bir günü alışverişte el kol dolu geçirmek, diğer günü mutfakta harıl harıl akşam için hazırlık yaparak geçirmek, akşam olduğunda artık neredeyse uyuklayacak hale gelmek, ama yine de saçma bi şekilde saatin 12′yi vurmasını beklemek, neden yılbaşının kutlandığını kavramaya çalışmak..

Ha tabi bir de herkesin sorduğu soruyu duyup bir kere de kendi kendine sormak.

E ne değişti?