• Blog
  • About
Parıltı – Uniquen
01/11/2009


Kasımda titreyerek denize girmek gibiydi yaşadıkları. Anlamsızdı, ama yine de yaşadığını hissettiriyordu. Belki kıyıya koşup havluya sarınabilirdi. Sonra kıyafetlerini üzerine geçirip korunaklı bir yerde ısınmayı bekleyebilirdi. Yani olması gerekeni yapabilirdi. Ama artık istemiyordu. Hiçbir yerde yazmayan ama çekingenliğimiz ve korkularımızla kurallaşmış yaşama şekli boğuyordu onu. Bir sonbahar günü soğuk ama sakin haliyle onu kucaklamış olan ıssız denizi hatırladı. Gözlerini kapatıp anı anına yeniden hatırladı yaşadıklarını.

Günün en sıcak olması gereken öğle saatlerinde kıyafetlerini çıkarıp mayosuyla kaldığında hava buz gibiydi. Su beline gelene kadar titreyerek ilerlemişti, sonra derin bir nefes alıp soğuk suyun içine sakince dalmıştı. Soğuğu yüzünde hissettiği an tüm vücudu sarsılarak titremişti. Garip bir keyifti, çok büyük bir ihtimalle ertesi gün yatak döşek yatacağını bilmesine rağmen adrenalinin damarlarında yol almaya başlaması hastalanma korkusunu bilinçaltının derinliklerine göndermişti bile. İşte tam olarak hissetmek istediğim şey buydu diye geçirmişti içinden. Sonbaharın cılız güneşi denizin dibindeki taşların şımarmasına yetmediğinden suyun altı puslu ve korkutucuydu. Yazın ayaklarını gıdıklayan balıkların bile üşüyüp sıcak yuvalarında dinlendiklerini düşündü. Bir süre sonra su artık o kadar da soğuk gelmemeye başladı, yine de her kulaç atışında tekrar tekrar hatırlatıyordu kendini.

Ciğerine topladığı nefesi bittiğinde suyun altında ilerlemeye devam ediyordu. Ciğerleri zonklamaya başladığında umursamadı. Boğazından yukarı bir yumruğun yolu açmak ister gibi çıktığını hissetti. Yüzmeyi bırakıp hareketsizce suyun altında beklemeye devam etti. Başına keskin bir acı saplandı. Biraz daha beklerse gerçekten boğulacağını düşündü. İşte tam o anda, eğer istemezse suyun yüzüne çıkmayabileceğini anladı. Onu korkutarak hayata bağlayan nefesine ve ne olursa olsun hayatta kalmaya çalışan hayvansal içgüdülerine karşı kazandığı zaferin hazzıyla tek kulaçta suyun yüzüne çıkıp derin bir nefes aldı. Ciğerlerine kaçan suyu, boğazının acısına aldırmadan sert sert öksürerek çıkarttı.

Fark etmeden uzaklaşmış olduğu kıyıya hızlı kulaçlarla yaklaştı. Yaşadığı deneyim soğuğu çoktan unutturmuştu. Kalbinin atışı ise tüm vücudunda yankılanıyordu. Kumların üzerinde duran havlusuna yaklaşırken başka bir zaman bunu yeniden yapmak isteyeceğini anladı.

Şimdiyse bunu sadece soğuk ve karanlık bir denizde değil yaşamın içinde herhangi bir sıradan günün herhangi bir anında yapabileceğini hissetti. Yapmak istediğini… En son şakır şakır yağan yağmurun altında şemsiyesiyle iki büklüm yürümeye çalışırken hatırlayıp yapmıştı. Şemsiyeyi kapatıp sakin adımlarla evine doğru yürümeye devam etmişti. Yanında kaçışan çocuklara, kadınlara ya da cadde üstündeki dükkanlara saklanıp dışarıyı seyreden insanlara aldırmadan sakince yürüyüp evine girmişti. Bir insan kıyafetiyle bir havuza daldığında ne kadar ıslanabilirse o kadar ıslanmıştı ama yapmıştı. Bunu kuzenine anlattığında, iş adamı kimliğini daha çok sevdiğinden beri genç olarak anılmak istemeyen kuzeni; ‘Biz biliriz böyle gençlik triplerini, yaptın da ne oldu, boyun mu uzadı?’ misali önce bir kahkaha atmış sonra aklına yatan yeni bir iş fikri için onu da projeye dahil etmek istediğini ballandıra ballandıra anlatmaya başlamıştı. Eğer kuzeninin onu dinlerken gözlerinden geçen gıpta dolu bakışını o geçtiği kısacık anda fark etmemiş olsaydı, yeni ve güzel hayatı için uygulamaya başladığı kurallardan bir başkasını uygulayıp kuzeni iş planlarını anlatmaya başladığı an tek kelime etmesine fırsat vermeden masadan kalkıp odasına gitmiş olacaktı. Ama yapmadı, tersine onaylar bir ifadeyle dinlemeye devam etti. Çünkü çaresizliğini ve geri dönülmezliği görmüştü o bakışta. Pişmanlığı… Kendini en güçlü hissettiği konuda konuşmaya başlamasından anlaması gerekirdi ama o bakış yetmişti de artmıştı zaten. O yüzden daha fazla üzmek istemedi ve kapattı konuyu.

İki gün önce, taşındıklarından beri, yaklaşık altı senedir, görmediği yaşlı komşularını ziyarete gitmişti iki vasıtayla, önceden olsa omuzlarını silkip ‘Bana ne canım annem düşünsün.’ diyeceği bir durumdu bu yaşadığı. Ama okuldan geldiğinde ekmeğe sürülmüş ev yapımı reçellerin masanın üzerinde onu bekleyişini hatırlamıştı durup dururken ve hiç arayıp sormamasının utancını yaşamıştı, üstelik bu kez eskiden sığındığı hiçbir bahaneye de sığınmamıştı. Kapıya geldiğinde yine içindeki o kolaycılığa kaçan hayvansal güdüler etrafını sarmıştı, ‘Nerden tanıyacaklar seni, belki de korkutacaksın şimdi onları, hem ne konuşacaksın ki?’ diye başının etini yiyen içsesini susturmuş ve zili çalmıştı. Günün sonunda çantasında küçük bir kavanoz vişne reçeli ve kapıdan ayrılırken yaşlıların gözlerinde gördüğü buğulu minnet ifadesinin onda yarattığı huzurla dışarıyı seyrediyordu otobüste.


Artık mutluydu. Yeni yaşam felsefesi, her günü tam anlamıyla yaşamasını sağlıyordu. Sürekli yaşamın içindeydi, ne geleceğe dair hayal kurarken yakalıyordu kendini ne de geçmişi düşünüp zaman öldürüyordu.


Balıklarına yemlerini verirken şükretti. Neye şükrettiğinin ya da kime şükrettiğinin bir önemi yoktu aslında. Değiştiğine şükretmesi yetiyordu.

Bir zamanlar hayatının mutluluğu, elleri arasından kayıp giderken sessizce köşede seyretmişti. Hayallerinin işi için başvurmamasının tek nedeni geçmiş olan başvuru tarihiydi bir de kara delik gibi tüm enerjisini emen korkusu. Arkadaşları dağılıp başka başka şehirlerde yaşamaya başladığında gururuna yenilip hiçbirini arayıp sormamıştı. Belki de bir sonbahar günü üstündekileri çıkarıp soğuğa aldırmadan suya dalması tesadüften öte bir şeydi. Yaşamın yitirilebilen bir şey olduğunu göstermişti kendi kendine. Hiçbir şeyin garantiye alınamayacağını ve üzerini kirletmeden bu hayatta asıl adam olamayacağını öğrenmişti. Geçmişte kaybettiği birçok şey yerine gelmeyecekti belki ama gelecekte yaşayacağı binlerce heyecanlı ve mutlu anın üzerinde duran potansiyel bulutları da dağıtmıştı artık…

Uniquen

Paylaş

  • Facebook'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
  • Twitter üzerinde paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
  • WhatsApp'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır)
Share


You might also like

Penti by KorayCaner
21/07/2011
Dreams Come True
06/06/2011
Haftasonu Dolusu Moda
25/04/2011

Leave A Reply


Bir Cevap Yazın Cevabı iptal et



© Copyright Fashionably Digital Adventures 2020